Uzakta, çok uzakta, hâlâ herkesin gidemediği, henüz ulaşılamayan o dağın ardında bir kent varmış. Orada, ancak gönül gözü keskin, sevda dili oynak, canevi zengin, düş gücü kıvrak, hoşgörüsü engin, öfkesi kısrak, ruhözü sezgin, kalemi bıçak, kanı kaynak, sesi berrak, dili kaymak, yüreği seyyah insanlar yaşarmış. Umutla, umutsuzluğun büyük testilerde mayalanarak oluşturduğu, dünya yaşında ballanmış şarap içer, lezzetin bin yıl dirimli gizlerini tadar, yazın deniz kıyısında, baharda dağ zirvelerinde, kışın hâne içinde ateş yakar, daima ateş başında yaşarlarmış. Gözlerinden kıvılcımlanan asıl ateşin koru, yüreklerinde hiç küllenmezmiş. Sevdanın ısıttığı bedenlerinde buharlaşan arzuyu damıtıp, kulak arkası, koltuk altı, karın ve bacak içlerine cömertçe yayar, tutkunun ateşinde tutuşur, kavrulur, yanarlarmış. Ateş bakışlı bu insanlar, kendilerinden olmayanı hemen tanır, sevda yüklü kadınları, özü mert erkekleri, ama en çok kendilerini severlermiş. Doğuştan kor yürekli bu insanlara “şair” denirmiş.. Orada, yanlızca bu özelliklere uygun insanların, gerçek şairlerin kabul edildiği o kentte şiir yazılır, şiir okunur, şiir yaşanırmış. Erkeklerin kadın duyarlılığına en fazla yaklaşabildiği yerde, o canfeza dorukta, yanlızca şiir söylenir, şiir yaratılır, şiir düşlenirmiş. Şairler beldesinde şiir dokuyan, şiir soluyan ozanlar, yürekleri kabuk tutmuş, gözleri çekilmiş, kanının kırmızısı solmuş insanların yaşadığı kentlere şiir yollarlarmış: çiçek çiçek, ışık ışık, çığlık çığlık.. Dileyen duysun, görsün ve koklasın diye... Dileyen, şifa bulsun diye...
Şairler Şehri'de sevdanın, inancın, öfkenin ve mutluluğun sahtesi yokmuş. Korkma sevdalanmaktan, yaşa sonuna dek, atma öfkeni içine, açıkça belli et, zıpla aya çık mutluysan, hemen, acele et! Sahip çık, inandıysan derinden, aman diret! Sonra sal bunları kağıtlara, işle bıçak uçlu kaleminle köşeli, sarmal, yuvarlak, dökülsün yüreğinden, aksın aşk kırmızısı, umut mavisi, ölüm karası, tutku yeşili... Aksın ki, doğsun şiirler; her saat başı yeni, yakıcı, vurucu, başdöndüren, gönül çelen, akıl alan, yürek burkan, bıçak kesen, öfke söken, umut çakan... Şiirler yağsın başımıza gökten, damla damla, sulu sepken, dolu dolu, lapa lapa, bardaktan boşanırcasına sert, çisil çisil yumuşak... Şiirler çaksın gürültüyle, şiirler düşsün mor alevli, şiirler ebemkuşağı, şiirler günebakan... şiirler toplansın yağmur yüklü başımızın üstünde... ("Şairler Şehri"nden, sayfa 55-57)