HEP…
“Ben ilkin Nisan’da vuruldum
Sonrasýnda hep sonbahardý kýyýma vuran söylenmemiþliðim…”
Hep alaca karanlýktý yalnýzlýðým
Tenha sokaklarýma üþüþürdü
Baþýboþ kaldýrýmlarým
Büyütürdü hep gölgelerin suskunluðunu
Mahpusluðum hep o vakit baþlardý penceremde…
Gözü yaþlý olurdu hep göðün yüzü
Gri bir hüzün çökerdi bilmediðim þehirlere
Bir karabatak olurdu düþlerim
Batýp derinlere batýrýrdým ayrýlýðý içime
Sessizce yaðmur kanardý buluttan
Ben izlerdim yaralanan yanlarýmý…
Günlerden Nisansa susardým hep
Yetmezdi hep kelimelerim dudaðýmý ýslamaya
Sýðýndýðým çýnar aðacýnýn göðsüne yaslarken baþýmý
Hep baþýmdan vurulurdum aklým topraða emanet….
Þimdi yüz görümlüðü gelinlik dallarda açan çiçekler
Bahar kokulu gelincik dudaklý sevgili
Hadi biraz arala kapalý pencereni
Yarým bardak su saksýdaki sevdiðin begonyaya
Kalan yarýsýyla mesela visalimiz için içelim…
Olmadý yaðmur kurutalým kirpiklerimizde
Bir yanýmýz çöl kurusu
Bir yanýmýz muson yaðmuru
Elma gibi ikiye ayýralým dünyamýzý olur mu...