Dostlarımızın bize gösterdiği sevgiyi abartmamız, duyduğumuz minnetten değil, takdire ve sevilmeye ne kadar layık olduğumuzu herkese göstermek içindir. LA ROCHEFAUCAULD
E-mail: Şifre: Üye ol | Şifremi Unuttum
Şiir ve Edebiyat Platformu
Anasayfa Şiirler Yazılar Forum Etkinlikler Nedir? Kitap Kitap  Tv TiVi  Müzik Blog Atölyeler Atölye  Bicümle Arama İletişim

BATI EDEBİYATINDAN ŞİİRİMİZE GİREN NAZIM BİÇİMLERİ-2-

BATI EDEBİYATINDAN ŞİİRİMİZE GİREN NAZIM BİÇİMLERİ-2-



3-SERBEST MÜSTEZAT

Serbest Müstezat, Fransa’da ortaya çıkmış bir nazım biçimidir. Sembolist şiirlerde daha çok kullanılmıştır. Bizim edebiyatımıza yansıması Divan şiirindeki Müstezat türünün serbest kullanımı şeklinde olmuştur. Divan şiirinde Müstezat Gazelden türemiş bir nazım türüdür. Her uzun dizenin sonuna eklenen –ziyade- adı verilen kısa bir dizeden ibarettir. Aruzun "mef’ulü/ mefailü/ mefailü/ feulün kalıbı kullanılarak yazılırlar. Ziyade bölümünde ise mef’ulü/ feûlün kalıbı kullanılır.

Daha çok Servet-i Fünun edebiyatında ve Fecr-i Ati edebiyatında kullanılan Serbest Müstezat’ta belirli bir uyak anlayışı yoktur. Bu türün en önemli özelliği nazmın nesre yaklaştırılmasıdır.

Serbest Müstezat örnekleri:

ÖMR-İ MUHAYYEL

Bir ömr-i muhayyel...Hani gülbünler içinde

Bir kuşcağızın ömr-i bahârîsî kadar hoş;

Bir ömr-i muhayyel...Hani göllerde,yeşil,boş

Göllerde,o sâfiyet-i vecd-âver içinde

Bir dalgacığın ömrü kadar zaîl ü muğfel

Bir ömr-i muhayyel!

Yalnız ikimiz,bir de o:Ma’bûde-i şi’rim;

Yalnız ikimiz,bir de onun zıll-ı cenâhı;

Hâkîlere bahş eyleyerek hâk-i siyâhı

Dûşunda beyaz bir bulutun göklere âzim.

Her sahn-ı hakîkatten uzak,herkese mechûl;
Bir safvet-i masûmenin âgûş-ı terinde,

Bir leyle-i aşkın müteennî seherinde

Yalnız ikimiz sayd-ı hayâlât ile meşgul.

Savtındaki eş’ar-ı pür-âhenk ile mâlî,

Şİ’rimdeki elhan-ı muhabbetle nagam-saz,

Ah istiyorum,göklere âmâde-i pervâz

Bir lâne-i âvârede bir ömr-i hayâlî...

Bir ömr-i hayâlî...Hani gülbünler içinde

Bir kuşcağızın ömr-i bahârîsî kadar hoş;

Bir ömr-i hayâlî...Hani göllerde,yeşil,boş

Göllerde,o sâfiyet-i vecd-âver içinde

Bir dalgacığın ömrü kadar zaîl ü hâlî

Bir ömr-i hayâlî!

Tevfik Fikret

Elhan-ı Şita

Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
Eşini gaib eyleyen bir kuş
gibi kar
Geçen eyyâm-ı nev-bahârı arar.

Ey kulûbun sürûd-ı şeydâsı,
Ey kebûterlerin neşîdeleri,
O bahârın bu işte ferdâsı:
Kapladı bir derin sükûta yeri
karlar
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar.

Ey uçarken düşüp ölen kelebek,
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
gibi kar
Seni solgun hadîkalarda arar.

Sen açarken çiçekler üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpâze
Na’şın üstünde şimdi ey mürde
Başladı parça parça pervâze
karlar
Ki semâdan düşer düşer ağlar.

Uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
gibi kar
Sizi dallarda lânelerde arar.

Gittiniz, gittiniz ey mürgan,
Şimdi boş kaldı ser-te-ser yuvalar,
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgan:-
Son kalan mâi tüyler kovalar
karlar
Ki havâda uçar uçar ağlar.

Cenap Şehabettin



O BELDE

Denizlerden

Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin.

Bilsen

Melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan

Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!

Ne sen,

Ne ben,

Ne de hüsnünde toplanan bu mesa,

Ne de alam-ı fikre bir mersa

Olan bu mai deniz,

Melali anlamayan nesle aşina değiliz.

Sana yalnız bir ince taze kadın

Bana yalnızca eski bir budala

Diyen bugünkü beşer,

Bu sefil iştiha, bu kirli nazar,

Bulamaz sende, bende bir ma’na,

Ne bu akşamda bir gam-ı nermin

Ne de durgun denizde bir muğber

Lerze-i istitar ü istiğna

Sen ve ben

Ve deniz

Ve bu akşamki lerzesiz, sessiz

Topluyor bu-yi ruhunu guya.

Uzak

Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak

Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz...

O belde?

Ahmet Haşim

4-MENSUR ŞİİR

Fransız edebiyatından edebiyatımıza girmiş bir türdür. İlk örneklerine Şinasi’nin Fransız edebiyatından yaptığı çeviri örneklerinde rastlanır. Düzyazı şeklinde yazılan bu türde seci ( düzyazıda kullanılan kafiye) ve aliterasyonlar ( aynı ünsüzlerin kulakta iz bırakacak sıklıkla kullanılması) düzyazıya şiirsel bir ahenk verir. Halit ziya Uşaklıgil Mensur şiir türünü edebiyatımızda ilk kullanan isimdir.

Mensur şiir örnekleri:

Gözlerin elindeki güle dikilmişti,parmakların aheste aheste yaprakları koparıp rüzgara veriyordu
Seni seyrettikçe kalbimde hüzünler hissediyordum.Şu anda hayalhanenin acı acı fikirlerle meşgul olduğundan emindim.Yapraklar bitinceye kadar hiç tavrını ve meziyetini değiştirmeyerek hazin hazin sükut ediyordun.Lakin son yaprak son metanetini mahfetti birdenbire gözyaşın hasıl oldu.
Ağladın şimdi toprakta konuşmuş başını sineme dayadın hüngür hüngür ağladın.
Bende ağlıyordum.Senin ağlayışına ağlıyordum.Senin gözlerin sükut etti lakin benimkiler devam ediyor.
O zamandan beri sarı gülleri görmesini arzu etmem,çünkü en kıymetlisini mezara gömdüm.

Halit Ziya UŞAKLIGİL

Erenlerin Bağından

Yıllar yârlardan, yârlar yıllardan vefasız. Kara baht bir kasırga gibi. Bu ne baş döndürücü iş? Geceler günleri, günler geceleri kovalıyor; cefalar cefaları kolluyor. Saçlarımızda aklar akları, alnımızda çizgiler çizgileri doğuruyor. Kadere boyun eğmek güç, isyan tehlikeli, felek hiç acımayacak mı? Heyhat, aziz dost, onu döndüren kara bahtın kasırgası...

"Bahçeler bozuldu, yuvalar dağıldı, yollar silindi, cihan viran oldu." Yaşlı gönül şimdi böyle diyor; her şeyi kendine eş görüyor. Bu da yanlış duygulardan biri... Cihan ne vakit bayındır idi? Bahçelerde ne vakit güller açtı? Ne vakit yuvalarda bülbüller öttü? Yollardan ne vakit yârlar geldi? Umduk, bekledik, düşündük. Hangi şey umduğumuza uygun düştü? Gördüğümüz düşündüğümüze benzedi mi? Gelenler beklediğimize değdi mi? O mutlu ve yüce saat hangi saatti ki, içinde iken "Geçme! Dur!" diye haykırdık? Hiçbiri, aziz dost, hiçbiri! Belki hepsini geçsin gitsin diye bekliyorduk; çünkü onlar birbirinden çirkin, birbirinden yararsız saatlerdi. Kimi bir damla gözyaşıyla, kimi tek bir "Eyvah!" ile kimi bir esnemeyle, kimi yalnız susmayla dolup gitti. Onlar birer birer yeniden gelsin ister misin? Hayır, hayır, hayır; değil mi?

Şimdi kalbimiz boş, başımız doludur. Ağzımızda zehir, gözlerimizde ateş var; tatsız bir içki sersemliği içindeyiz. Ve artık yolun ortasını geçtik ve saçlarımızda aklar akları ve alnımızda çizgiler çizgileri doğuruyor. Ve ellerimiz, dizlerimiz titriyor ve önümüzdeki ufuklardan yok olma havası esiyor. Söyle, gençliğini ne yaptın? Söyle, gençliğimi ne yaptım?

Yakup kadri KARAOSMANOĞLU

5-SERBEST NAZIM

Hiçbir kurala bağlı kalmadan yazılmış son dönem şiirimizde kullanılan nazım biçimidir. Ahenk, ses uyumları (aliterasyon- asonans) ve iç musikiyle sağlanır. Servet-i Fünun döneminde edebiyatımıza girmiş, Garip şiiriyle ( Orhan Veli Kanık- Melih Cevdet Anday- Oktay Rıfat) ve Nazım Hikmet şiirleriyle edebiyatımızda işlev kazanmıştır.

Serbest Nazım Örnekleri:

İstanbul’u Dinliyorum

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor derken
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı,
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular,
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Başında eski alemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı
Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan.
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde.
Alnın sıcak mı, değil mi bilmiyorum;
Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.

Orhan Veli Kanık

Bugün Pazar

Bugün pazar.

Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...

Nazım Hikmet






Etiketler:


20 Ekim 2011 Perşembe 11:46:34


Gözlerin elindeki güle dikilmişti,parmakların aheste aheste yaprakları koparıp rüzgara veriyordu
Seni seyrettikçe kalbimde hüzünler hissediyordum.Şu anda hayalhanenin acı acı fikirlerle meşgul olduğundan emindim.Yapraklar bitinceye kadar hiç tavrını ve meziyetini değiştirmeyerek hazin hazin sükut ediyordun.Lakin son yaprak son metanetini mahfetti birdenbire gözyaşın hasıl oldu.
Ağladın şimdi toprakta konuşmuş başını sineme dayadın hüngür hüngür ağladın.
Bende ağlıyordum.Senin ağlayışına ağlıyordum.Senin gözlerin sükut etti lakin benimkiler devam ediyor.
O zamandan beri sarı gülleri görmesini arzu etmem,çünkü en kıymetlisini mezara gömdüm.



Burdan gayrıını okuyamadım.Boğazıma ince bir hançer-i sapladılar sanki.
İrkildim.sustum.kaldım.Ben ben değilim ben sanki yandım...


sonra devam ederim okumaya.Lakin şu an ben ne varım ne yok.


    [ Cevap yaz ]    

inci*  | naz Arık
20 Ekim 2011 Perşembe 11:09:18


Araştırmacı ve bilgilendirici Yüreği kutluyorum. emeğin içinde teşekkür ediyorum.


    [ Cevap yaz ]    

Son Damla  | Seyfi  YİĞİT
20 Ekim 2011 Perşembe 10:45:26


Böylesi bir yazıyı bize ulaştıran kalemi KUTLARIM ..


    [ Cevap yaz ]    




BATI EDEBİYATINDAN ŞİİRİMİZE GİREN NAZIM BİÇİMLERİ-2- başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
20.10.2011 10:41:25
Toplam 3 yorum yapıldı
2236 çoğul gösterim
1999 tekil gösterim