Aşk dediğimiz şey, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir. MONTAİGNE
E-mail: Şifre: Üye ol | Şifremi Unuttum
Şiir ve Edebiyat Platformu
Anasayfa Şiirler Yazılar Forum Etkinlikler Nedir? Kitap Kitap  Tv TiVi  Müzik Blog Atölyeler Atölye  Bicümle Arama İletişim

SARE EBRU EKMEKÇİOĞLU İLE YAPILAN RÖPORTAJ

SARE EBRU EKMEKÇİOĞLU İLE YAPILAN RÖPORTAJ

KEMAN SANATCISI SARE EBRU EKMEKÇİOĞLU İLE YAPILAN RÖPORTAJ


Tarih : 12.01.2009 - 23:11:31


BAŞLARKEN…
Sare Ebru Ekmekçioğlu İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuarı Keman bölümü mezunu dur. Keman üstadları arasında önemli bir yeri olan sanatcımızın 1988 yılında yazdığı "3. Selim ve Hayatı" ,1992 yılında yazdığı "Geçmişten Günümüze Nota Yazıları" adlı iki eseri bulunmaktadır.
İzmir’de Ege Üniversitesi Devlet Konservatuarında öğretim görevlisi olarak çalışmakta olan sanatcımız TRT’de 2007 yılında yayınlanan "Aşkın Gözyaşları" adlı belgeselin müziklerine imza atmıştır.

********


EDİTÖRDEN…
Onu sahnede ilk kez seyretmiştim. İzlemeye başlamadan önce bu kadar güzel bir konser ve yüreklerin aradığı bir ahengi göreceğimi bilmiyordum.Keman’ından çıkan seslerde kültürümüze ait yerel renkleri, her notasına yerleştirmiş, “bir icracı” vardı karşımda. Bu kadar zengin kültüre sahip yeryüzünde kaç ülke var diye geçirdim içimden.. Eminim o salonda bulunan çok kimse benim gibi aynı duyguları hissediyordu.


O sahne ve o izleyici kitlesi ile coşkunun inanılmaz görüntüsünü yaşamıştım. Kemanın çıkardığı her sesi hücrelerimde hissetmiştim. Karşımda muhteşem bir “Cumhuriyet kadını ” vardı. Modern, mütevazi ve gerçek bir sanatçı.

Genç kuşağın en yetenekli keman sanatçılarından olan Sare Ebru Ekmekçioğlu , kemanla dans ederek , nağmelerini kemanıyla yaşayarak seslendirdi tüm eserleri.
Onu tanımlarken “Enstrümanını konuşturan sanatçı” tanımlamasını yapmak galiba en uygunu.
“İşte, Atatürk’ün, “Ey Türk Gençliği” diye güvenerek hitap etmesi boşuna değildi.Sanata ve sanatçıya verdiği önem boşuna değildi.

Gururluyum “Atatürkçülük” bu işte !

Biz Cumhuriyet kadınlarının Atatürk’ün gösterdiği yolda başarılara ulaşmamız gereken nokta, işte Sare Ebru Ekmekçioğlu ve onun gibilerinin ulaştığı ve bizi gururlandırdığı seviyedir.

Sanatcımız mütevaziliği ile gönüllerde taht kurmuş , kendisinden bahsetmekten çok hoşlanmayan ancak sessizliği ve duruşu ile çok şey anlatan değerlerimizden biridir.

Röportajımızda yakındığı konulara bizde gönülden katılıyor, Ülkemiz’de gerçek sanatçılardan ziyade ,skandallarıyla ün yapmış sanatçıların revaçta olduğu günlerin son bulacağını umut ederek röportajımıza geçiyoruz.

****************


Sayın Ebru Ekmekçioğlu hoş geldiniz.
Hoş bulduk.

SARE EBRU EKMEKÇİOĞLU KİMDİR? Kısaca bize kendinizden bahseder misiniz.?
Ankara doğumlu olup, 2 aylık’tan itibaren İstanbul’da büyüdüm. Tüm öğrenim hayatım ve konservatuar eğitimimi İstanbul’da tamamladım.

Yolda yürüdüğümde aynı konservatuarda, beni yetiştirmiş hocalarım gibi, halk tarafından çok tanınmayan, hanım olmama rağmen dekolte ve yırtmaçla dikkat çekmemiş, geldiğim bu günleri sınavlarla ve aldığım eğitimlerle perçinlemiş, yetiştirdiğim öğrencilerimle gurur duyan, bir sanatçıyım.

Sizinle röportaja gelmeden önce, yaptığım araştırmalarımda, hayatınızda sanatın çok önemli olduğunu gördüm. Neydi sizi sanat hayatına yönlendiren , sanatla tanışıklığınızın ve bu yoldaki yolculuğunuzun hikayesini bizimle paylaşır mısınız?
Tamamen genetik bir mirasın, baba mesleğimin getirisidir . Aslında tercih ettiğim bir meslek değildi benim için.

İçinde bulunduğum koşullarım ve ailemin isteği, tercihimi bu yönde kullanmama sebep oldu.

Yüreğimin bir köşesinde halen daha asılı duran ve hep yapmak istediğim meslek , ilkokulda başladığım ve 3 yıl devam ettiğim, bale’dir.

O günleri halen daha düşünürüm içim sızlayarak, bir kaç gazete’de resimlerim çıkmıştı ve çok mutlu olmuştum..Ancak , o yıllar balenin çok popüler olmadığı, ve ailelerin evlatları için ,gelecek görmediği mesleklerdendi.Baleye olan sevgimi bilen ailem,bu konuda geniş bir araştırma yapmışlardı.Bana da uygun bir dille anlatarak bundan vazgeçmemi sağlamışlardı.

Bugün, her ne kadar yüreğimdeki mesleği yapamasam da, ailemin müziğe olan kabiliyetimi keşfedip beni doğru yönlendirmesi sebebi ile şanslı olduğumu düşünüyorum.

1977 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuarına girişim Klasik Türk Müziği Kemençesi (tırnak kemençesi) ile oldu. Sonrasında saz değişikliği yaparak, keman eğitimine "Çalgı Eğitim bölümünde " ders alarak başladım.

Tırnak Kemençe’sinden ayrılmam hayatımı değiştirdi .

Saz değişikliği yapmayıp tırnak kemençesine devam etseydim , az tercih edilen bir saz olması ve o alanda yetişen sanatçıların azlığı sebebiyle, ileriki yıllarda ya İstanbul Radyosu yada İstanbul Klasik Devlet Korosunda yerimi alacaktım .

Konservatuar eğitimim sırasında kemandan başka,yardımcı sazlardan kudüm eğitimini rahmetli hocam Hurşit Ungay’dan aldım .Yüksek Lisansımı 1992 ‘de tamamladım.Bu gün eğitimciliğimin 18. yılımı yaşamaktayım onur duyarak.


1989 yılında İ.T.Ü. Sosyal Bilimler Ana Sanat Dalı Mastır programını tamamladıktan hemen sonra ,İzmir Ege Üniversitesi Devlet Türk Müziği Konservatuarı’nın keman hocasına ihtiyaç olduğu Konservatuar müdürümüz Fikret Değerli’ye bildirilmiş.
Bu kadroya uygun görülmem ve önerilmem üzerine o yıllarda E.Ü. Rektör yard. ve T.M. Kon. Müdürü olan Sayın Refet Saygılı tarafından 1990 yılı Ekim ayında göreve başlatıldım.

Yuvadan uzak da, benim için zor bir görev gibi görünse de, alt yapımın sağlamlığı ve aldığım mükemmel eğitim bu alanda sağlam adımlarla yürümeme neden olmuştur. Bugün öğrencilerime de iyi bir eğitim vermeyi ve yere sağlam basmayı öğretiyorum.

Eğitimim bana kısmi pratik yapma dışında teorik bir tecrübe vermişti. Oysa hayat okulunda yeni bir eğitime girmiştim. Aslolan bu eğitimdi. Hayat beni o vakitten sonra eğitmeye ve büyütmeye başladı.

1991 yılında Eurovision beste seçmelerinde Berrak Taranç’ın “mor akşamlarda” isimli bestesini seslendirdim. Ancak hiçbir zaman ses ile ilgili aktif rol almaktan hoşlanmadığım için bu konuda herhangi bir girişimimde olmadı.

Kişiliğimi bulmam adına da İzmir’e gelmiş olmaktan mutluyum, hiç pişmanlık yaşamadım.
Çünkü hem hocalarım tarafından , hem de ailem tarafından her zaman korunan , sırtı sıvazlanan biriydim. Yapılacak her aktivitede yalnız olmam ve kimseden cesaret almamam gerekiyordu.
Bunun içindir ki sıfır kilometre bir çevreyle başlamak benim için önemliydi.

İnsanların yetenek ve zeka anlamında potansiyelini keşfetmesi çok önemli. Sizin müzik yeteneğinizi ve dehanızı kimler nasıl keşfetti?
Annem ve babam.


Neden Keman, keman dışında başka müzik aleti kullanabiliyor musunuz?


Bu konu oldukça komiktir.Seçtiğim saz, Klasik Türk Müziği kemençesi (tırnak kemençesi) idi. Ancak çok sevdiğim bir kız arkadaşımı, keman sınıfında görünce onunla birlikte okuyabilmek adına saz değiştirip keman bölümüne geçtim. Bugünkü kaderimi o günden çizmişim.Eğer kemençede kalsaydım asla İzmir’e gelemezdim. Çalgı eğitim bölümünde O yıllarda herkes seçmiyordu kemençeyi.


Yurtiçinde solo konserleriniz oldu mu?

Eğitim aldığım 1977-1988 yıllar arası Konservatuar bünyesinde, Suzuki konserleri (canlı İstanbul. Radyosu konserleri) ve Necdat Varol , İhsan Özer, Feridun Darbaz, İnci Çayırlı, Tülin Korman, Tülin Yakarçelik Serdar Öztürk yönetiminde bir çok yurt içi konserlerde görev aldım. Çok büyük bir keyifle bu gün andığım Ruhi Ayangil şef’liğindeki ATMOK konserlerimizle kimi zaman İstanbul Festivalinde kimi zamanda çok yeni, hiç çalışılmamış eserlerin prömiyer’lerin de görev aldım.


Yurtdışında Ülkemizi temsil ettiniz mi? Böyle bir görev üstlendiyseniz hangi ülkelerde konserler verdiniz?


Bu konu, çok gurur duyduğum bir dönemimi kapsar.İzmir Radyosunda görev alan öğrencilerimle, sadece hanımlardan kurulmuş olan bir grupta yer alarak ilk defa Yunanistan’ın Selanik şehrindeki Balkan Festivaliyle yurt dışı çalışmalarıma adım attım.
Konservatuarda ve dış görevlerde beraber olduğum öğrencilerimden oluşan başka bir grupla , Dışişleri Bakanlığı Kültür Dairesi Müdürlüğü’nün uygun gördüğü 40 kişilik “Turkie La Belle” topluluğuyla (arap emirlikleri) Oman, Katar, Bahreyn, Kuveyt, Abudabi konserlerimiz, (orta Avrupa) Romanya, Avusturya, Macaristan, Almanya, İsviçre, Hırvatistan, Bulgaristan, Slovakya, Hollanda’da “Cumhuriyetimizin 75. yıl kutlamaları” Osmanlı’nın 700 yıl kutlamalarında da yine bakanlık göreviyle Pakistan ve Hindistan’da görev aldım.

Bir sanatçının yaşayabileceği en onurlu duyguyu yaşadım.Gittiğimiz ülkelerdeki kimi zaman 100 ülke’nin Büyükelçilerine, geleneksel Türk Müziğinin nağmelerini dinletme fırsatı yaşadım.

Yaşam adına riskli konserlerimizde oldu.Konser verdiğimiz yerler yada alışveriş yaptığımız yerler bir süre sonrasında bombalanıyordu. Hindistan’da Kalaşnikoflu korumalarımız vardı , korkularımıza rağmen hep onur duymuşumdur bu anları yaşadığım için.



Bir eseri yorumlarken duygu çok önemli. Örneğin Mozart’ı bir çok kişi yorumlayabilir, ancak Ebru Ekmekçioğlu’nun icra etmesi duygusal anlamda farklılık yaratabilir. Bir eseri duyguyla icra edebilmek için insanın o eserle iç dünyasında bütünleşmesi gerekir diye düşünüyorum. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Eser yorumlamak farklı bir şey pek tabiî ki. Ancak şu da çok önemli .Bir eserde notanın altında yazılı nüanslar varsa o gördüğüm ifadeleri en iyi şekilde uygulamaya alışırım.Takdir edersiniz ki bir eseri yorumlamak extra nağmeler eklemek değil. Bu gün “ yorumlamak” kelimesi o derece kötü kullanılmakta ki bizim mesleğimizde, inanın çok üzücü..
Ben kemanımla bütünleşmişken ,besteci ile aramda aracılık yapan notayı çalmaya çok özen gösteririm. Bestecinin o notalarla ne anlatmak istediğini dinleyicilere ulaştırmak ve en iyi şekilde ulaştırmaktır aslolan. Aşırılık şovdur ve görgüsüzlüktür.

Sazende kendini göstermez ve ön planda olmaz. Sazından çıkan ses ile dinleyiciyi büyüler ve başka alemlere götürür ,şov yapmadan emeği yalın bir şekilde de ortaya çıkarır.
Bestelerdir önemli olan eserlerde.
Sanatta mütevaziliğin yeri çok önemlidir.Bizler hocalarımızdan bunu gördük.


Yurt dışında yaptığınız sanatsal çalışmalarınızda, orada yaşayanların sanata ve sanatçıya bakış açısı nasıldır? Bizim Ülkemiz’le kıyasladığınızda aradaki farkı nasıl açıklarsınız?

Ahhh….bu konu bam telimize dokunuyor.Orada cidden kıymetimizi anlıyoruz ve terapi görüyoruz diyebiliriz.Kişisel bir onarım gibi yaşamışımdır bu durumu ben.
Kendi ülkemizde,kendi kültürümüzdeki insanlar tarafından halen daha kimliğimiz tam olarak bilinmemektedir. Akşam yemeklerinde rakının yanına eşlik etmemiz isteniyor.
Basında dekolteli, yırtmaçlı eğitimsiz yüzlerce sanatcıklar var. Ne yazıktır ki sizler onları tanırsınız ama bizleri tanımazsınız.
Medya gerçek sanatçının yanında değildir.

Örneğin , siz TRT den kaç icracının adını hatırlıyorsunuz.

Hiç değil mi?

Şikayet etmek, hoşlanmadığım bir duygu.Bu yüzden sessiz ve sakince ama, kabullenmiş bir şekilde hayatımıza devam ediyorum.

Yurtiçinde olsun yurtdışında birçok konser ve etkinlik organizasyonunda görev aldığınızı anlattınız? Nasıl tatlar ve nasıl anılarla ayrıldınız bu ortamlardan? Yakın zamanda böyle bir buluşma var mı dinleyicinizle, konser çalışmalarınızdan bahsedebilir miyiz bu noktada?

Yurtdışı çalışmalarım hep Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla gerçekleşmişti. Bu konserlerden sonra bir ay sürecek olan, dünya turnemiz gerçekleşecekti ama görev yaptığım okulum, o zamanı uygun bulmadı, yerime öğrencilerimizi yolladık.

İçim halen daha sızlar. Yaşayamadığım ama hayalini kurduğum bir durumdur.Daha sonra tanışmış olduğum diplomat dostlar vasıtasıyla tekrar Pakistan turnemiz söz konusu oldu. Sponsorlarımız STFA ve Türk Hava Yolları sayesinde 29 Ekim Cumhuriyet bayramı Balosu’nu karma bir grupla gerçekleştirdik.Hem Karaçi ,hem de İslamabad’da.
Daha sonra Dışişleri bakanlığından böylesi bir çağrıyı hiç alamadık.Bundan sonrası hiç belli olmaz belki yine sanata önem verilen günler yaşarız.

Ümit önemli değil mi? Hülya Hanım.

Gündelik hayatınızda müzikten uzak kalmaya çalıştığınız oluyor mu?

Ahh ah…Maalesef artık dostlarımda bunu fark ettiler.Bu kaçış biraz da sessizlik ihtiyacımdan kaynaklanıyor.

Keman ve piyanonun beyin performansı üzerinde özel bir yeri olabilir mi? İnsan kulağı küçük yaştan itibaren frekans etkileşimi bakımından deformasyona maruz kalmazsa müzik kulağı eğitimle geliştirilebilmekte. Bu konudaki görüşleriniz nedir?

Müzik kulağının geliştirilebildiğini, benimde keman çalmasını öğrendiğim metodun sahibi olan Suzuki 30 yıllık tecrübesine dayanarak yıllar önce bunu ifade etmiştir.
Küçük öğrencilerle son 3 yıldır çalışmaktayım,gözlemlerim aslında beni de şaşırtıyor.Zira ritim takibini az yapan öğrencilerimin gelişimlerini bende izliyorum. Öğrencilerimin Yaşları 6-11 arası, ancak en önemlisi şu;

Her hangi bir saz eğitimi alan minikler, derslerinde daha başarılı. Zira enerjilerini çok olumlu ve zevkli bir uğraşla değerlendirmekte ve öğrenmenin farklı yollarını saz eğitiminde de geliştirmekteler.
Bilimsel bir veriyi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Saz eğitimi alan küçük çocuklar da beynin, 2 lobun birbirine bağlantısı olan köprü bölümünde kalınlaşma, yani gelişim tespit edilmiştir. Saz eğitimi almayan çocuklar da bu köprü doku eğitimli çocuklara nazaran kalın değildir.


Konservatuvarda öğretim görevlisisiniz. Gençlerin sanata bakışları ve kemana sevgileri nasıl? Öğrencilerden beklediğinizi alabiliyor musunuz?

Günümüz Türkiye’sinin gençleri de değişti..Bizim gibi zihniyeti olan gençler maalesef az. Sadakatle, ilgisi hiç azalmadan, büyük bir hevesle devam eden gencimiz çok nadir bulunmakta. Yaşları yüzünden bence.Bu yüzden küçük yaşta eğitim çok önemli ,yaşları büyük olan Konservatuar öğrencilerimiz lise bitince gelmekteler.Kişiliğinin geliştiği kendini tanımaya, çevresini ve karşı cinsi tanımaya başladığı ve duygularıyla cebelleşip birde gelecek kaygılarını da düşündüğünde, kopmalar ve meslekten soğumaları gözlemlemiş bulunmaktayım.Oysa küçük bir öğrencinin hayata duyarlılğı söz konusu olsa bile,özel hayatının olmaması büyük bir avantaj oluyor bizim için. Başarısı çok daha fazla ablaları ve ağabeylerine nazaran.


Bir gününüz nasıl geçiyor, müziğin dışında diğer sanat dallarını takip edebiliyor musunuz?


Hafta içi hep rutin geçer .Sabah 08.30da öğrencilerimin, keman sesleriyle güne başlarım .
Bekar oluşum da bu durumda bana avantaj sağlıyor, öğrencilerime daha fazla kendimden vakit ayırabiliyorum.
Derslerimin bitiminde kişisel alışverişlerimi yaparım ve ertesi gün öğrencilerimle paylaşacağım konuları gözden geçiririm.

Bizim mesleğimiz 2 kişiliklidir. Eğer konserimiz provalarımız yoksa , tam bir öğretmen yalınlığında geçer hayatımız , konser varsa programımızda, önceden başlayan provalar, geç saatlerde biten kayıtlar ,yada konserler, tüm günümüz öncelikli öğretmenlikle başlayıp, sonrasında icracılıkla noktalanmakta.
Birde konser öncesi kişisel bakımımız da bir hayli vakit almakta , dinleyicilerimizin karşısına bakımlı çıkmak önemlidir.
Kısacası gündüz yalın bir öğretmen, akşam ise bir sanatçı.Günümün çok dolu geçmesi sebebi ile diğer sanat dallarını takip etmek pek mümkün olmamakta.Ancak fırsat buldukça da takip etmeye özen gösteriyorum.Mesleki yayınlarımızı takip eder, eğitimimi mutlaka revize etmeye özen gösteririm.
Çocukluğumdan beri devam eden ve ilgi alanlarımın içinde olan resim ve seramik var .Bu yıl seramik eğitimi almaya karar verdim. Kendime özel zaman ayırıp renklerle ve çizimlerle terapi yapmayı düşünüyorum.

Türkiye’de yapılan, dinlenen müziği nasıl buluyorsunuz?
Popüler müzik tüketim müziğidir.Fazla söze gerek yok.Kalıcı olmayan ve de çabuk tüketilip unutulan bir müzik.

Günümüz gençliğinin tercihi ortada…

Siz eğer mesleğimin emektarlarının yapmış olduğu çalışmaları soruyorsanız, onlarda Türkiye’deler , ne kadar medya onlardan bahsetmese de sonuçta, sanat için uğraş veren gerçek sanatçıların eserleri bu gün güçlü sponsorların desteğine ihtiyaç duymakta.Destek
Alabilmek onlara en büyük mutluluğu yaşatacaktır.Konservatuarlar için en kıymetli verilerini yarınların sanatçılarına örnek olarak, bir emanet gibi teslim edeceklerdir.



Beyin göçü konusu ülkemizde konuşulan önemli bir konu. Sanat konusunda da ülkemiz insanlarının çoğunun tanımadığı dünya çapında değerlilerimiz var. Bu kişiler gündeme taşınmıyor. Gündem başka konuları ele almayı tercih ediyor. Kendini ülkemizde ifade edemeyerek yurt dışına gidenler var mı?

Türk Müziğiyle ilgilenen, ve şuurlu olarak, memleketini bırakıp gitmeyi uygun gören pek çıkmaz bizde. Amaç ulusal seslerimizi dünyaya tanıtmak bizdeki en kıymetli eserleri , en özel Türk Sazlarıyla, yabancılara da büyük bir gururla duyurmak için, yurt dışında bir süre bulunmayı tercih eden dostlarımız mümkündür.

Başarmak ve deha potansiyellerini yaşamaları için keman’a gönül veren genç sanatçı ve sanatçı adaylarına, bir mesajınız var mı?

Umarım seçtikleri enstrümanla, beraber geçecek bir gelecek istemekten ve hayal kurmaktan vazgeçmezler diye başlamak istiyorum.

En önemlisi…

Önce kemanı değil, bedenlerini çok iyi koordine etmek, doğru bilgiyle, doğru teknikle çalışmaları gerekiyor. Her gün çalışmak sıkıcı gibi görünse de,unutulmamalıdır ki enstrüman çalan bir sazende aslında idman yapmak mecburiyetindeki bir sporcuyla eşittir.Kasların her gün çalışması gerekmektedir.

Başarı, sabırla sadakatle çalışmalarının ardından sonra karşılarına çıkacaktır.

Hayal etmek önemli olsa da, emeksiz hayal kurmak, emek vermeden istemek, geleceği bize getirmez.

Kendimize ve mesleğimize zaman ayırıp emek vererek geleceğimizi yakalayabiliriz.


Sayın Ebru Ekmekçioğlu sanat hayatınızda başarılarınızın devamını diliyorum.
Kısıtlı zamanınızdan vakit ayırdığınız ve bu nefis sohbeti bizimle paylaştığınız için dergim ve şahsım adına teşekkür ediyorum.


HÜLYA TÜRK






Etiketler:




SARE EBRU EKMEKÇİOĞLU İLE YAPILAN RÖPORTAJ başlıklı yazıya henüz eleştiri yazılmamış.





SARE EBRU EKMEKÇİOĞLU İLE YAPILAN RÖPORTAJ başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
07.05.2009 20:15:05
Toplam 0 yorum yapıldı
1352 çoğul gösterim
1284 tekil gösterim