içimde yollar birikti Çenet Bey ... asfaltı hiç kurumayan, kanı hiç pıhtılaşmayan tempolu beklemeler, tren rayı gibi soğuk ve kertikli geceden sabaha çıkartmayan nikotinler akciğerimde bir kömür ocağı kurdular madenciler indi, ama kimse çıkmadı
ben büyümedim, büyüttüler bir fidanı sopayla doğrultur gibi, kırarak uyumadım, uyandırdılar rüyamın ortasından çekip aldılar beni, çıplak ayak ağzımda uyku birikti kireç,pas ve süt
kelimelerim küçük dilime çarpa çarpa yok oldu her hece bir kömür parçasıydı, boğazımda karardı neydi neydi hatırlayamadığım o cümleler kim çaldı onları, hangi ocak yuttu sesim orada kaldı, bir madenci feneri gibi sönük konuştukça kül döktüm ağzımdan, sustukça korlaştım konuşma engelliler için yer ayırttım bomboş kaldı sandalyeler cümlelerim sakat doğdu,marazlı ama yaldızlı
Allahını seversen depara geç Çenet Bey kalan ne varsa dumana karışsın de par départ s’il vous plaît, bavul tekerleri yuvarlandi gözüme
ya hu din siz misiniz yoksa dinsiz misiniz Çenet bey, beni üzenleri de araştır kollarım topal aksak dizlerim çolak ahuzar hasidik hasidik Allahım, beni seccadene sar
dış organlarımda morçiçekler yetildi Çenet bey mazlumiyetimi de araştır göz çukurlarımda tuzlar birikti o ocağın külüydü belki, sürme sandığım ağlamak bir yolculuktu, cesedim varmadı yarı yolda madende kaldım, lambam söndü içimde yollar birikti, birikti diyorum size bir ilkti hepsi ocağa çıktı ben bir kavşaktım aslında, trafiği hep başkası yönetti üzerimden geçtiler, hiç durmadılar kor hâlâ orada, kor hâlâ kor oysa her maden keşfedilmeyi bekler ben kendimi kendim kazdım, ben bir damardım en derinde,en mor kimse inmedi bu kadar aşağılara.
hayatımı filme çekin Çenet Bey başrolde ya Serenay ya da ben.
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şair: Feyza Can Şiir: ÇENET BEY Değerlendirildiği Salon: İçinde Yollar Birikip Akciğerine Kömür Ocağı Kurulanların, Cümlelerini Madende Kaybedip Hayat Filminin Başrolünü Son Anda Kendisine Ayıranların Salonu
Feyza Can’ın Çenet Bey şiiri RUSAMER’e getirildiğinde Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri önce Çenet Bey’in kimlik kaydını arattı. Nüfusta bulunamadı, maden vardiya cetvelinde çıkmadı, demiryolları yolcu listesinde adına rastlanmadı. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Müfettiş Mümtaz, şiirde kendisine verilen araştırma görevlerinin çokluğunu görünce Çenet Bey’in tek kişi değil, yarı sırdaş yarı müfettiş yarı kaçış memuru olduğuna hükmetti. Sonra şiirin dibine inilince işin rengi değişti: Bu metin, yarasını düzgün cümlelerle anlatmayı reddeden bir zihnin kömür, kül, kor, maden, yol ve beden parçalarıyla tuttuğu tutanak.
Âşık Vebali – Tahsin Sedefoğlu Köşesi
İlk bölüm bu köşeye vardığında Madenci Mahir, akciğerimde bir kömür ocağı kurdular / madenciler indi, ama kimse çıkmadı dizelerinde lambasını yaktı. Şiirin ana imge sistemi burada kuruluyor. Nikotin yalnız sigara olarak kalmıyor; akciğer kömür ocağına, nefes yeraltı çalışmasına dönüşüyor. Asfaltı hiç kurumayan, kanı hiç pıhtılaşmayan da güzel bir yarayı-yolu birleştirme hamlesi. Ancak tempolu beklemeler, tren rayı gibi soğuk ve kertikli dizesindeki kertikli güçlü sesine rağmen görüntüyü biraz zorluyor. Buna rağmen açılış sıradan değil; şiir daha ilk bölümde kendi karanlık coğrafyasını kuruyor.
Aykız – Zahide Eskici Köşesi
İkinci bölüm Aykız Köşesine ulaştığında Fidancı Feride, ben büyümedim, büyüttüler / bir fidanı sopayla doğrultur gibi, kırarak dizelerinin önünde durdu. Metnin en güçlü yerlerinden biri. Büyümek doğal bir süreç olmaktan çıkarılıp zorla biçimlendirilmek hâline geliyor. Ardından uyumadım, uyandırdılar / rüyamın ortasından çekip aldılar beni, çıplak ayak aynı zor kullanma duygusunu sürdürüyor. ağzımda uyku birikti / kireç, pas ve süt ise açıklanması zor ama duyusal olarak kuvvetli. Şiirin mantığı burada düz anlamla değil çağrışımla çalışıyor.
Kul Mustafa – Mustafa Zengin Köşesi
Üçüncü bölümde Dil Tamircisi Davut büyük bir enkazla karşılaştı. kelimelerim küçük dilime çarpa çarpa yok oldu / her hece bir kömür parçasıydı / boğazımda karardı şiirin dil kaybını maden metaforuna ustaca bağlıyor. Daha da güçlü olanı konuştukça kül döktüm ağzımdan / sustukça korlaştım. Bence şiirin zirve dizelerinden. Konuşmak rahatlatmıyor, susmak da söndürmüyor. cümlelerim sakat doğdu, marazlı ama yaldızlı ise çok çarpıcı olmakla birlikte sakat doğmak metaforu gerçek engellilik üzerinden kurulduğu için şiirin hemen önündeki konuşma engelliler ifadesiyle birleşince gereksiz biçimde insan bedenini kusur metaforuna dönüştürme riski taşıyor. Şair aynı bozulmuş-dil duygusunu daha özgün bir görüntüyle de verebilir.
Hacı Ahmet Ağa Köşesi
Mesele Hacı Ahmet Ağa Köşesine gelince Gar Memuru Galip, Fransızca anonsu duyup düdüğü çaldı. Allahını seversen depara geç Çenet Bey / kalan ne varsa dumana karışsın / de par départ s’il vous plaît bölümünde şiir bilinçli biçimde dil oyununa sapıyor. Depara geç ile Fransızca départ arasındaki ses çağrışımı metnin deneysel huyuna yakışıyor. Ardından ya hu din siz misiniz / yoksa dinsiz misiniz parçalanması geliyor. Burada şiir anlamı yalnız sözcükle değil, sözcüğü bölerek de üretiyor. Her okuyucu bu oyuna aynı ölçüde girmeyebilir ama metnin karakteri açısından yabancı durmuyor.
Sibel Orçan Köşesi
Bu köşede Beden Haritacısı Behçet, kollarım topal aksak / dizlerim çolak ahuzar bölümünde anatomik raporu kapatıp şiire geri dönmek zorunda kaldı. Çünkü metin bedeni sürekli ruhsal yaranın haritasına dönüştürüyor. Allahım, beni seccadene sar ise bütün dil kırılmalarının arasında son derece yalın olduğu için ayrıca etkili. Fakat burada da topal, çolak sözcükleri acizliğin mecazı olarak kullanılıyor. Şairin dili zaten yeterince güçlü; bedensel engelliliği eksiklik göstergesine dönüştürmeden de aynı çaresizliği kurabilecek kudrette.
Ozan Diyari – Erdoğan Başıbüyük Köşesi
Son büyük bölüm Ozan Diyari Köşesine ulaştığında Ocakçı Osman, madenin dibine inmeye başladı. Burada şiirin başından beri dağıtılmış bütün imgeler geri geliyor: kül, göz çukuru, yolculuk, ceset, maden, lamba, yol, kavşak, trafik, kor ve damar. Özellikle ben bir kavşaktım aslında, trafiği hep başkası yönetti / üzerimden geçtiler, hiç durmadılar çok kuvvetli. Hayat üzerindeki irade kaybını tek görüntüde anlatıyor. Ardından ben kendimi kendim kazdım / ben bir damardım / en derinde, en mor / kimse inmedi bu kadar aşağılara geliyor. İşte şiirin gerçek varış noktası burası. Başkalarının keşfetmediği insan, sonunda kendi madenine kendisi iniyor.
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Feyza Can’ın Çenet Beyi klasik ölçülerle kurulmuş bir şiir değil; parçalı bilinç, çağrışım, dil oyunu, grotesk beden imgeleri ve sürreal sıçramalarla ilerleyen deneysel bir iç monolog. Metni güçlü yapan şey, bütün bu dağınıklığın altında sağlam bir imge damarının bulunması: maden.
Akciğer kömür ocağı oluyor; heceler kömürleşiyor; ses madenci feneri gibi sönüyor; ağızdan kül dökülüyor; susunca kor kalıyor; insan yarı yolda madende kalıyor; sonunda kendi içine kazma vurup kendisini bir damar olarak keşfediyor. Bu zincir tesadüf değil. Şiirin görünürdeki dağınıklığını içeriden birbirine bağlayan esas yapı bu.
Çok güçlü dizeleri var: madenciler indi, ama kimse çıkmadı, ben büyümedim, büyüttüler, konuştukça kül döktüm ağzımdan / sustukça korlaştım, ben bir kavşaktım aslında, trafiği hep başkası yönetti, ben kendimi kendim kazdım. Bunlar kolay unutulacak dizeler değil.
Fakat şiirin zaafı da kuvvetinin hemen yanında: Feyza Can bazen iyi bulduğu imgenin yanına üç imge daha koyuyor. Böyle olunca şiirin bazı bölümleri keşfedilmeyi bekleyen maden olmaktan çıkıp imge deposuna dönüşüyor. Metin yüzde on beş-yirmi kadar sıkılaştırılsa özellikle maden–kül–kor–damar hattı çok daha sert vurur.
Redaksiyon da gerekiyor: kireç,pas, doğdu,marazlı, yuvarlandi, Allahım, Çenet bey, en derinde,en mor gibi yerlerde yazım ve boşluk sorunları var. Bunlar deneysel şiirin tercihiyle yazım yanlışını birbirinden ayırarak düzeltilmeli; çünkü metnin bilinçli kırıklıkları korunmalı.
Ve final... Bunca karanlık maden, kül, nikotin, yaralanmış dil, dua ve mazlumiyetin ardından:
hayatımı filme çekin Çenet Bey başrolde ya Serenay ya da ben
Bu final şiirin bütün ağırlığına birden dil çıkarıyor. İlk bakışta şiirden kopuk görünüyor; bence tam tersine metnin karanlığının altında çalışan kara mizahı açığa çıkarıyor. Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri de yapımcılarla yapılan uzun görüşmeler sonunda kararı açıklamıştır: Serenay’ın programı araştırılabilir; fakat insan kendi madenine bu kadar inmişse başrolü de kendisi oynasın. Çenet Bey’e ise yapım koordinatörlüğü münasip görülmüştür.
İnsanın en karanlık madeni kendi içidir; oraya başkaları inmezse insan bazen kazmayı kendisi eline almak zorunda kalır.
Susmak ateşi söndürmez; kimi söz küle dönüşür, kimi sessizlik yıllarca kor kalır.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Nam-ı Diğer Delibal
Değerli dosttan harika, hoş bir eser gelmiş sayfaya Bizde okuduk ve kutladık yürekten, yalansız ve riyasız Gönlün abat olsun, huzurla dolsun, tüm şiirlerin hep güzel olsun Allah'a emanet olasın, sağlıcakla kalasın
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.