0
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
32
Okunma

Son yaz akşamlarını da uğurlamaya başladık artık bir bir eylül, sen ve ben..
Yakın da olsak, uzaktan uzağa gönül kırpıp şiir sallayarak...
Madem öyle, mevsime de bize de yakışır bence, serin bankların akşam çisesinde..
İki kadeh hasret, bir görümlükte vuslat parlatmak ikimize...
Sorma bana nerdesin diye, gezerim kalem kalem şiirleri, içinde sen olan..
Bazen mavi olurum binbir tonuyla, bazen gökkuşağından denize, bazen de hayallerden geceye...
Bazen özlem olur düşerim yollara bulmak için yalıngönül taşlı tozlu..
Ayağıma çarık üstüme yorgan aramadan yıldızlar altında seni...
Şimdi..! Bir salkımsöğüdün altındayım, altımda geceden düşme çiseli bir bank..
Ve soruyorum o’na, geldi geçti mi buradan o sevgili...
Dedim ya, sevmek öyle sığ sularda yüzmeye benzemiyor..
Kah söğüt altı, kah sorgu sual, bir de düşmesi var yar peşine...
Cahillik mi, çocukluk mu, yok sa bir gözü karalık mı bilmem..
Ettum bir sevdaluk canceğizim, bağışlama artık beni, razıyım cezama...
Bırak..! koşsun peşinden çayırlara hasret deli taylar gibi..
Bak çimenlerin üstünde sen gibi bir çiğ tanesi...
Şimdi seni sevdiğimi söylesem, hatta deli gibi özlediğimi..
Sorar demi, kağıda akan kalemler, var mı bunun bir açıklaması...
Ne derin miş bu aşk be, ne yıldızlar ulaşabiliyor ne de yakamozlar aydınlata biliyor muş dibini..
Vardır elbet bir kolayı, düşmeyelim öyle dipsiz kuyular gibi derin telaşa...
Ben, henüz parlamamış iki kadhin ilk yudumunda ulaşırım sana..
Can Yücel’den alışkanlık, bütün engellere, yanlışlara ağız dolusu küfrederek...
Sen ki eeeeyyy ay yüzlü, güzel gözlü kadın..
Dokunabilir misin bu yürekte vuslata...
sadıkca/ankara/4 eylül 2026
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.