2
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
174
Okunma

Aşkı Nasıl Tanıdık (1)
Aşkı, sinema salonlarının tahta sandalyelerinde
oturup seyrettiğimiz filmlerde tanıdık hepimiz
evin şımarık oğlu, âşık olurken hizmetçi kıza
ne çok isterdik, o konakta hizmetçi olup
yakışıklı delikanlının, ya da güzel kızın
gözlerimizin içine bakıp, elimizden tutup
bilinmezliklere sürükleyip götürmesini bizi
Ya da, zenginlik içinde yüzerken genç kızın
fakir ama gururlu delikanlıya olan aşkına
engel olan büyüklerine karşı çıkıp
delikanlıya koşmasını gururla izler
baskılara kafa tutabileceğimizi düşlerdik
Masmavi gökyüzünü yorgan yapıp kendilerine
ıslak kumsala sere serpe uzanıp
yıldızları seyre dalan âşıklar süslerdi hayallerimizi
tutardık yıldızları, indirirdik semadan, sererdik kumsala
ışık diye toplar, atardık denize
denizyıldızı olup dönsün diye geri…
Uçurtmalar yapardık (2)
pastel renklerden kuyrukları uzun
kızılcık ağacındandı çıtaları kırılmazdı
keserdik tüm renkleri koyardık
her rengin üstüne
sevda ve özgürlüğün resmini çizerdik
kanatsız uçuşunu izler
uzun kuyruğuna tutunup
bakmadan ardımıza, çırpmadan kanadımızı
uçup giderdik sonsuzluğa, kurtulurduk esaretten
Okuyamazdık akan yaşlardan “son” denen yazıyı
kalkmak istemezdik oturduğumuz yerden
sendelerdik mutluluktan, yürüyemezdik eve giden yolda
kapıyı açtığımız an çarpardı yüzümüze gerçekler
bize göre değildi hayal kurmak anlardık
yakışıklı ve zengin delikanlılar
güzel, özgür ve şımarık kızlar
aşka boyun eğen
Hulisi KENTMEN’LER, Adile NAŞİT’LER
yoktu etrafımızda
“Aşk” diyemezdik annemize, aşkı yaşamamış ki
sevgiden söz edemezdik babamıza, sevgiyi bilmemiş ki
“Baba” diye seslenemez yaslanıp omzuna ağlayamazdık
“Anne” dediğimizde “bizim zamanımızda” diye başlardı annemiz
ve hiç “son” olmazdı onun başrol oyuncusu olduğu film
susardık
kaderimize razı otururduk bir köşede sessizce
kan çanağı olurdu gözlerimiz
Ellerimize yakılan kına gibi
Kadındık biz (3)
yarının anneleri ama erkeğin elinin kiri
önce beynimize takılırdı kelepçe
sonra ellerimize yakılıp kınalar bağlanırdı başımız
On iki olmuş, on beş olmuş fark etmezdi yaşımız
Önce “Töre” denen lanet adalet dikilirdi önümüze
Sonra ağabeyimiz ve babamız almak isterse ikinci eş
“Berdel” olurduk, gelin gelecek kızın
kardeşine ya da babasına
Olamazdı itirazımız lal olur tutulurdu kelimelerimiz
kör edilir mimlenirdi gözümüz
binlerce dayak ile çizilirdi yüreğimiz
yok edilirdi gururumuz ve kişiliğimiz
yırtılıp atılırdı kitaplarımız
kırılırdı kalemlerimiz
sayfa sayfa kopartılırdı defterimiz
duyulmasın sesimiz uzanmasın eller diye
çırpındıkça kadın kurtulmak için kaderinden
battıkça batar yok olur kör kuyular içinde
Bir de delikanlıysan daha da zordu işimiz (4)
ölmüş ise ağabeyi, var ise onun dul kalan eşi
“Yenge, bacı” dediğin ağabeyinin dul karısı
Olacak senin eşin
yeğenlerine bakacak baba olacaksın onlara
karşı gelemez, hayır diyemezsin
“Yapma” dediğinde ailen iter seni dışarı
sevdiğine dönüp ardını
boyun eğip töreye alır yengesini
Erkek üzgün, erkek düşkün, erkek bitmiş
kadın çaresiz, kadın güçsüz, kadın sahipsiz
saçı uzun aklı kısa ya, kadın erkeğe göre
erkektir kadının namusunun bekçisi
olmadan babanın izni
kaymıştır gönlü karşı cinsten birine
yok etme hakkı verilmiştir kardeşini
evin en küçük erkeğine
O da izlemişti bir zamanlar
siyah beyaz perdelerde aşk filmlerini
o da inanmıştı, ölümsüz aşkların olabileceğine
oysa ölüm vardı şimdi önünde
“Ya öleceksin ya öldüreceksin” der töre
dokunduğunda demirime
bedenini üşüten tabancayı alıp eline
düşünmeden sürüp kurşunu namluya
sımsıkı kapatıp gözlerini
kaldırır elini havaya
nişan alıp hayatının tam ortasına
ardında bırakıp dününü, bugününü, yarınını
yok edip gider
yağlı urganlara takıp geleceğini
Türkan DİNÇER
(Onurumsun)
(Hurafeler ve töreler geçmişse adaletin yerine
Sallanacaktır urganların ucunda gelecek)
(1)
Aşkı, sinema salonlarının tahta sandalyelerinde
oturup seyrettiğimiz filmlerde tanıdık hepimiz
evin şımarık oğlu, âşık olurken hizmetçi kıza
ne çok isterdik, o konakta hizmetçi olup
yakışıklı delikanlının, ya da güzel kızın
gözlerimizin içine bakıp, elimizden tutup
bilinmezliklere sürükleyip götürmesini bizi
Ya da, zenginlik içinde yüzerken genç kızın
fakir ama gururlu delikanlıya olan aşkına
engel olan büyüklerine karşı çıkıp
delikanlıya koşmasını gururla izler
baskılara kafa tutabileceğimizi düşlerdik
Masmavi gökyüzünü yorgan yapıp kendilerine
ıslak kumsala sere serpe uzanıp
yıldızları seyre dalan âşıklar süslerdi hayallerimizi
tutardık yıldızları, indirirdik semadan, sererdik kumsala
ışık diye toplar, atardık denize
denizyıldızı olup dönsün diye geri…
Uçurtmalar yapardık (2)
pastel renklerden kuyrukları uzun
kızılcık ağacındandı çıtaları kırılmazdı
keserdik tüm renkleri koyardık
her rengin üstüne
sevda ve özgürlüğün resmini çizerdik
kanatsız uçuşunu izler
uzun kuyruğuna tutunup
bakmadan ardımıza, çırpmadan kanadımızı
uçup giderdik sonsuzluğa, kurtulurduk esaretten
Okuyamazdık akan yaşlardan “son” denen yazıyı
kalkmak istemezdik oturduğumuz yerden
sendelerdik mutluluktan, yürüyemezdik eve giden yolda
kapıyı açtığımız an çarpardı yüzümüze gerçekler
bize göre değildi hayal kurmak anlardık
yakışıklı ve zengin delikanlılar
güzel, özgür ve şımarık kızlar
aşka boyun eğen
Hulisi KENTMEN’LER, Adile NAŞİT’LER
yoktu etrafımızda
“Aşk” diyemezdik annemize, aşkı yaşamamış ki
sevgiden söz edemezdik babamıza, sevgiyi bilmemiş ki
“Baba” diye seslenemez yaslanıp omzuna ağlayamazdık
“Anne” dediğimizde “bizim zamanımızda” diye başlardı annemiz
ve hiç “son” olmazdı onun başrol oyuncusu olduğu film
susardık
kaderimize razı otururduk bir köşede sessizce
kan çanağı olurdu gözlerimiz
Ellerimize yakılan kına gibi
Kadındık biz (3)
yarının anneleri ama erkeğin elinin kiri
önce beynimize takılırdı kelepçe
sonra ellerimize yakılıp kınalar bağlanırdı başımız
On iki olmuş, on beş olmuş fark etmezdi yaşımız
Önce “Töre” denen lanet adalet dikilirdi önümüze
Sonra ağabeyimiz ve babamız almak isterse ikinci eş
“Berdel” olurduk, gelin gelecek kızın
kardeşine ya da babasına
Olamazdı itirazımız lal olur tutulurdu kelimelerimiz
kör edilir mimlenirdi gözümüz
binlerce dayak ile çizilirdi yüreğimiz
yok edilirdi gururumuz ve kişiliğimiz
yırtılıp atılırdı kitaplarımız
kırılırdı kalemlerimiz
sayfa sayfa kopartılırdı defterimiz
duyulmasın sesimiz uzanmasın eller diye
çırpındıkça kadın kurtulmak için kaderinden
battıkça batar yok olur kör kuyular içinde
Bir de delikanlıysan daha da zordu işimiz (4)
ölmüş ise ağabeyi, var ise onun dul kalan eşi
“Yenge, bacı” dediğin ağabeyinin dul karısı
Olacak senin eşin
yeğenlerine bakacak baba olacaksın onlara
karşı gelemez, hayır diyemezsin
“Yapma” dediğinde ailen iter seni dışarı
sevdiğine dönüp ardını
boyun eğip töreye alır yengesini
Erkek üzgün, erkek düşkün, erkek bitmiş
kadın çaresiz, kadın güçsüz, kadın sahipsiz
saçı uzun aklı kısa ya, kadın erkeğe göre
erkektir kadının namusunun bekçisi
olmadan babanın izni
kaymıştır gönlü karşı cinsten birine
yok etme hakkı verilmiştir kardeşini
evin en küçük erkeğine
O da izlemişti bir zamanlar
siyah beyaz perdelerde aşk filmlerini
o da inanmıştı, ölümsüz aşkların olabileceğine
oysa ölüm vardı şimdi önünde
“Ya öleceksin ya öldüreceksin” der töre
dokunduğunda demirime
bedenini üşüten tabancayı alıp eline
düşünmeden sürüp kurşunu namluya
sımsıkı kapatıp gözlerini
kaldırır elini havaya
nişan alıp hayatının tam ortasına
ardında bırakıp dününü, bugününü, yarınını
yok edip gider
yağlı urganlara takıp geleceğini
Türkan DİNÇER
(Onurumsun)
(Hurafeler ve töreler geçmişse adaletin yerine
Sallanacaktır urganların ucunda gelecek)
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.