1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
113
Okunma
Ganire Paşayeva
Eski Azerbaycan Millî Meclisi Üyesi‘Nin erken aramızdan ayrılması hepimizi derinden yaraladı . İki ülke arasında çok güzel projeleri vardı . Benim sevdiğim , çok saygı duyduğum bir Türk kadınıydı. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun
BİR İNSAN GİDER, FİKİRLERİ KALIR… PEKİ BİZ O FİKİRLERİ NE KADAR ANLIYORUZ?
Gönülden Gönüle Bir Köprü: Ganira Paşayeva’nın Ardından
Bir insanın ardından söylenebilecek en kolay sözlerden biridir: “İz bıraktı.”
Peki, gerçekten iz bırakmak ne demektir? Bir fotoğrafın soluk arşivlerde kalması mı, ismin kürsülerde yankılanması mı? Yoksa bir ömrü adadığı davanın, başka yüreklerde bir meşale gibi yanmaya devam etmesi mi? Ganira Paşayeva meselesine tam da buradan, bu sarsıcı sualin eşiğinden bakmak mecburiyetindeyiz.
27–28 Eylül 2026 tarihlerinde Türk Akademisyenler Birliği öncülüğünde gerçekleştirilecek “Ganira Paşayeva ve Türk Dünyası” kongresi, ilk bakışta ilmî bir toplantı gibi durabilir. Oysa bu buluşma, kelimelerin ve sınırların ötesine geçen büyük bir vicdan muhasebesidir.
Onu yalnızca siyasetin dar kalıplarına hapsetmek, bu asil ruhun taşıdığı kutlu emanete haksızlık olur. O; kürsülerde sesini yükselten bir vekil olduğu kadar, kalemiyle katar katar gönül fetheden bir şair, Türk dünyasının derdiyle dertlenen bir alperen yürekti. Onun dünyasında siyaset, geçici makamların ve kuru protokollerin değil; ortak bir medeniyetin, bir inancın ve kopmaz köklerin davasıydı.
Aynı Kökün Ayrı Düşen Dalları
Bugün Türk dünyası dediğimiz muazzam coğrafyaya baktığımızda, aynı damardan beslendiği halde birbirine yabancılaşmış kalpler görüyoruz. Aynı destanın farklı coğrafyalardaki yankılarını dinliyor, aynı atanın evlatları olarak birbirimizin sesini duymakta gecikiyoruz.
Siyasi ittifaklar kurulur, ekonomik anlaşmalar imzalanır, zirvelerde fotoğraflar çekilir. Fakat o görünmez ve mukaddes gönül köprüsü kurulmadıkça, yapılan her şey eksiktir. Ganira’nın çığlığı tam da bu eksikliği gidermek içindi. Çünkü biliyordu ki; gerçek birlik önce canda, sonra dilde, tarihte ve ortak hafızada vücut bulur.
Anmak Değil, Anlamak
Paşayeva’yı anmak kolaydır. Ardından güzel, mısra tadında cümleler kurmak da öyledir. Asıl çetin olan, onun savunduğu o büyük sevdaya bugün ne kadar layık olduğumuzu idrak etmektir.
Çocuklarımıza Orhun’un taşa kazınan sesini, Dede Korkut’un duasını, Yesevi’nin hikmetini ne kadar anlatabiliyoruz? Kazakistan’daki bir evladın, Azerbaycan’daki kardeşinin türküsüyle ne kadar hemhâl olmasını sağlayabiliyoruz?
Mesele yalnızca coğrafi bir haritaya bakmak değildir. Mesele, bu topraklara bir medeniyet havzası olarak mühür vurmaktır.
Söz Sırası Artık Bizde
Kültür yalnızca üniversite amfilerinde üretilmez; ocaklarda pişen aştan, ninniyle söylenen dilden, evlatlara bırakılan hasretten başlar. 27–28 Eylül’de toplanacak kongre, işte bu ortak hafızanın yeniden ses vermesidir. Bir Azerbaycanlı araştırmacının fikri, Anadolu’daki bir gencin ufkunu açacak; bir şairin mısrası, binlerce kilometre ötede yeniden can bulacaktır.
Fakat güneş batıp kongre bittiğinde geriye kalan, süslü nutuklar olmamalıdır. Asıl miras, o salondan çıkarken yüreğimize saplanan şu çetin sorudur:
Biz bu kutlu dava için bugün ne yapıyoruz?
İnsan göçer, ses susar, toprak emanetini geri alır. Lakin fikirler; uğruna baş koyanlar varsa ebediyete kadar yürür. Ganira Paşayeva, adının hatıralarda kalması için değil, uğruna yandığı o büyük rüya gerçeğe dönsün diye yaşadı.
Şimdi sıra bizde. Onu sadece yâd etmekle yetinmeyeceğiz; hayalini kurduğu o bölünmez kardeşliği, bu topraklarda bizzat yaşatacağız. Çünkü adlar unutulur, fotoğraflar sararır; lakin fikir yaşarsa, bir millet asla ölmez.
Bir soruyla bitirelim: Türk dünyası olarak birbirimizin sılasına ne zaman gerçekten varacağız? Asıl miras, o varışın ilk adımındadır.
Şerife Bozoğlan Eker
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.