0
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
33
Okunma
İçimde ağır bir sessizlik,
Yerçekimine yenilmiş tüm umutlar
Ve tüm gökyüzümü kaplamış ıssızlık,
Yüreğimde tüm evrenin hüznü var.
Ne kapı çalıyor,
Ne bir kuş konuyor,
Ne kelebekler uçuşuyor ormanımda,
Saatler geçiyor,
Ben aynı yerdeyim,
Kaybolmuşum,
Yitirilmiş bir beldeyim,
Hiçliğin arasında
Zaman bile benden sıkılmış görünüyor.
Pencereden bakıyorum,
Bir şeyler arar gibi sanki
Ve dışarıda hayatın bir acelesi var gibi,
Benim aksime,
Aksi seda yok sesime,
Koştur babam koştur,
Birileri bir yerlere yetişiyor,
Bense ya varamadım o yere
Ya da çoktan geçtim mümkünse.
Masamda yarım kalmış bir çay,
Bezgin bezgin uçuşan sinekler,
Kül tablasında söndürülmüş bir akşam,
Duvarın gölgesinde unutulmuş bir saat.
Hepsi benden daha meşgul bugün,
Hepsi bir şey bekliyor sanki.
Can sıkıntısı dedikleri bu mu,
Halbuki benim ömrümün toplamı bu,
İnsanın kendisine fazla gelmesi mi demeli,
Bir şeylerin bol, bir şeylerin dar gelmesi mi?
Yoksa ruhun, uzun zamandır susturduğu
Bir kelimeyi hatırlamamaya çalışması mı?
Ne ağlayacak kadar kırgınım,
Ne gülecek kadar iyi.
Ne nefret edecek kadar umursuyorum,
Ne sevecek kadar hevesli.
Ortalarda bir yerde,
Araf kadar sıkıcı bir mevkide
Asılı kalmış eski bir perde gibiyim;
Rüzgâr esse sallanacağım,
Esmezse öylece kalacağım.
Belki de insan
En çok hiçbir şey olmadığında yoruluyor.
Çünkü acının bir adı vardır,
Sevincin bir sebebi...
Ama can sıkıntısı,
İnsanın içine bırakılmış
İsimsiz, terkedilmiş bir odadır.
Bu odada tozlanmış anılar vardır.
Bu odanın pencereleri dardır.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.