4
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
123
Okunma

Sahneye önce bayrak girdi,
sonra sloganlar,
ardından kameralar.
En son halk çağrıldı.
Alkışlayın, dediler.
Çünkü alkış da bir roldü
oyunda.
Bir adam çıktı:
“Millet kazandı.”
Bir başkası çıktı:
“Demokrasi kurtuldu.”
Seyirci sustu.
Çünkü sorular,
oyunun metninde yoktu.
Köprüde kalan ayakkabılar
kime aitti?
Kim yazdı bu senaryoyu?
Kim ezberledi
aynı cümleyi yıllarca?
Işıklar hep aynı yüzü aydınlattı.
Karanlık ise
hep figüranların üzerine düştü.
Anlatıcı döndü salona:
“Ey seyirci!
Sakın gözyaşına aldanma.
Ağlayan yalnız oyuncu değildir.
Bazen dekor da ıslanır.”
Bir çocuk kaldırdı elini:
“Perde kapanınca
ölüler eve dönebiliyor mu?”
Kimse cevap vermedi.
Çünkü cevap,
provalara alınmamıştı.
Ve oyun sürdü.
Afişler değişti,
replikler değişti,
oyuncular yaşlandı.
Ama sahnenin ortasında duran
o görünmez ipleri
kimlerin tuttuğu
hiç gösterilmedi.
Şimdi sizden istenen,
yalnız alkışlamak değil.
Sormaktır.
Bir oyun varsa,
yazarı kim?
Bir kahraman varsa,
bedelini kim ödedi?
Ve eğer tarih
yalnız kazananların sesiyle yazılıyorsa,
kaybedenlerin sessizliği
hangi arşivde saklanıyor?
Perde kapanmadı.
Çünkü bu oyun,
seyircinin düşünmeye başladığı yerde
yeniden yazılır.
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.