0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
95
Okunma
Gençliğin kalır sanma çocuk,
avuçlarında tuttuğun su gibi gider.
Bir sabah aynaya bakarsın,
dünkü yüzün yoktur orada;
gözlerinin kenarında ince bir yol,
saçlarında sessiz bir kar,
yüreğinde geç kalmış bir pişmanlık durur.
Bugün koştuğun sokaklardan
yarın bastonuyla biri geçecek,
sen ona “yaşlı” diyeceksin belki,
ama bil ki
o adam senin yarına kalmış hâlindir.
O kadının titreyen ellerinde
senin unutacağın ellerin vardır.
O yavaş adımlarda
bugünkü acelelerinin son durağı saklıdır.
Gençliğin kalmayacak,
bunu kork diye söylemiyorum sana,
insan ol diye söylüyorum.
Gül geçme kırılmış bir bele,
ağır yürüyen bir ayağa,
duymakta zorlanan bir kulağa.
Çünkü ömür dediğin şey
insanı önce koşturur,
sonra oturtur bir pencere kenarına
ve bütün geçmişini
bir bardak çayın buğusunda gösterir.
Bak yaşlılara,
geleceğini görürsün.
Bir gün sen de
kapıyı biraz geç açacaksın,
merdiveni biraz zor çıkacaksın,
bir ismi hatırlamak için
uzun uzun susacaksın.
Ve o gün anlayacaksın
gençliğin insana verilmiş bir mülk değil,
emanet edilmiş bir sabah olduğunu.
O yüzden bugün sev,
ama hoyratça değil.
Yaşa,
ama kimseyi ezmeden.
Konuş,
ama kalp kırmadan.
Çünkü insanın gençliği geçer,
güzelliği solar,
gücü azalır,
ama yaptığı iyilik
bir ihtiyarın duası gibi
yıllarca ardından yürür.
Gençliğin kalmayacak çocuk,
bunu unutma.
Bugün hor baktığın yaşlı yüzlerde
yarınki yüzün bekliyor seni.
Bugün görmezden geldiğin titrek eller
yarın senin ellerin olacak.
Bugün sabırsızlandığın yavaş adımlar
yarın senin yolun olacak.
Öyle yaşa ki
ihtiyarlığın geldiğinde
geçmişin senden utanmasın.
Öyle sev ki
yıllar saçlarını beyaza boyadığında
kalbin hâlâ genç kalsın.
Öyle yürü ki bu dünyadan,
arkanda kırılmış insanlar değil,
seni iyi hatırlayan yüzler kalsın.
Çünkü hayat
insana gençliği verip geri alır,
ama merhameti geri almaz.
Ve insan,
en çok da yaşlanınca anlar:
güzel yaşamak,
genç kalmak değil;
yaşlandığında bile
insan kalabilmektir.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.