1
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
128
Okunma
Bir insanı özlemek, onu düşünmek değilmiş meğer; Her şeyde onu aramakmış.
Bir şarkıda sesi, bir rüzgârda nefesi, bir gecede yokluğu olmakmış.
Gittiği yollara kapılıp kendi izini kaybetmek,
Aynaya her baktığında yüzünde ondan bir iz arayıp, Kendini büsbütün unutmakmış.
Meğer özlemek; can çekişen bir hafızayla kumar oynamak,
Onu unutmamak için kendi aklını ateşe vermekmiş.
Kendi celladına âşık bir mahkûm gibi her gece,
Onun yokluğunun ipini kendi boynuna geçirmekmiş.
Sokakta görsen tanıyamayacağın yabancılarda onu süzmek,
Aklın sınırlarını zorlayıp deliliğin kıyısında gezinmekmiş.
Bir ceset gibi taşırken bu gövdeyi şehir şehir,
Ruhunu çoktan onun avuçlarında kurşuna dizmekmiş.
Meğer özlemek; zamanın göğsüne saplanan bir hançer gibi,
Sırf o yok diye bütün bir ömrü tebeşirle çizip tek hamlede silmekmiş.
Gözlerini her açtığında fırlatıldığın o kör boşlukta,
O yoksa ben de yokum deyip gölgesini bile onun yokluğuna kurban etmekmiş.
Zamanı durdurup, mekânı yıkan o korkunç yanılsama...
Her kapı sesinde onun adını haykırmak, her gölgede onun gövdesine sarılmakmış.
Nefes almayı yaşamak sananlara inat,
Her solukta ciğerlerine onun keskin yokluğunu cam kırıkları gibi batırmakmış.
Bakışlarının değdiği her yeri yangın yerine çeviren ey sızı!
Meğer seni çekmek; ölmekten çok daha öte, çok daha ağır bir şeymiş...
Seni özlemek; bir ömür boyu süren o tek bir saniyede takılı kalmak,
Nefesi her defasında seninle alıp, canı her saniye onun yokluğunda vermekmiş.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.