6
Yorum
21
Beğeni
5,0
Puan
129
Okunma
Kahvelerini yudumlarken gözleriyle konuşmaya devam ettiler. Derin bir aşk, yüksek sesle haykırmayı gerektirmezdi; bazen sadece iki çift gözün birbirine kenetlenmesi, en ateşli itiraflardan daha yakıcı olurdu.
O, fincanını masaya bıraktı ve Alaz’ın gözlerinin içine o kadar derin baktı ki, Alaz’ın içindeki o eski kırıkların yerini alan aşk ateşi yeniden harlandı. O, yavaşça Alaz’a doğru uzandı, ellerini Alaz’ın yüzüne koydu.
Sen benim her şeyimsin Alaz," diye fısıldadı. Dudakları Alaz’ın dudaklarına değmek üzereydi. "İçimdeki tüm kadınlık, tüm ruh, tüm nefes seninle anlam buluyor. Beni bir daha asla bu sessizlikten mahrum bırakma."
Alaz, bu davete karşılık vermekte bir saniye bile gecikmedi. Kahve kokulu dudaklar, dün geceki o vahşi tutkunun küllerinden yeniden doğan daha sakin ama daha derin bir arzuyla birleşti. Bu öpücük, birbirlerine verdikleri ebedi sadakat sözünün, o şükür dolu hayatın mührüydü.
Güneş, yerini yavaş yavaş batı ufkundaki o kızıl ve mor tonlara bırakırken, yağmur da yerini duru bir gökyüzüne bırakmıştı. Taş evin içi, akşamüstünün o romantik ve büyüleyici ışığıyla doldu.
Alaz ve O, bahçeye çıkan küçük sundurmada yan yana oturdular. O, başını Alaz’ın omzuna yaslamıştı. Bahçedeki mor salkımların kokusu, yağmur sonrası toprak kokusuyla birleşerek etrafa yayılıyordu. Alaz, sevgilisinin elini sımsıkı tuttu.
"Hayatım boyunca hep bir mucize aradım," dedi Alaz, gökyüzündeki kızıllığı izleyerek. "Kitaplarımda, şiirlerimde hep o eksik parçayı aradım. Meğer o parça tam yanımda duruyormuş. Senin sevgini taşımak, bu dünyadaki en ağır ama en güzel yük. Bu sevgi öyle güçlü ki, sanki sadece bizi değil, bu sokaktan geçen, kalbi kırılmış her yabancıyı bile iyileştirebilir."
O, hafifçe gülümsedi ve Alaz’ın elini kalbinin üzerine bastırdı. "Biz o mucizeyi kendimiz yarattık Alaz. Birbirimize inanarak, birbirimizin yaralarını sararak."
Karanlık şehri yeniden örttüğünde, taş evde yine o bildik, o huzurlu döngü başladı. Şömineyi yeniden yaktılar. Alevlerin sarı ve turuncu ışıkları duvara yansırken, odadaki o derin aşkın gölgeleri de duvarlarda dans ediyordu.
;Alaz, masasının üzerinde duran o bitmemiş romana baktı.
Artık bu romanın nasıl biteceğini çok iyi biliyordu. Bu roman acıyla ya da ayrılıkla bitmeyecekti; bu roman, mutlak bir umutla, sevginin o her şeyi iyileştiren gücüyle nihayete erecekti. Çünkü o, bu sonu bizzat yaşıyordu.
O, şöminenin önündeki kilimin üzerine uzanmış, Alaz’ı izliyordu. "Gelsene," dedi, elini uzatarak. Gözlerindeki o davetkar, o derin ışık, Alaz’ı masadan koparmaya yetti.
Alaz, O’nun yanına, o ateşin sıcaklığına doğru yürüdü. Yanına uzandı, kollarını o kutsal bedene doladı. Artık ne kelimelere ihtiyaç vardı ne de geleceğin planlarına. Sadece o an ve o muazzam aşk vardı.
Gece yarısı yaklaşırken, şöminenin ışığında birbirlerinin yüzünü izlediler. Alaz, O’nun alnına, göz kapaklarına ve en son dudaklarına küçük, incitmekten korkar gibi nazik öpücükler kondurdu. Bu öpücükler, dün geceki o ateşli fırtınanın yerini alan, olgun ve ebedi bir aşkın sessiz mırıltılarıydı.
Varlığınla beni doldurduğun için şükürler olsun sevgilim," diye fısıldadı Alaz gecenin karanlığına. "Sen benim bu dünyadaki cennetimsin."
O, Alaz’ın göğsünde huzurla gözlerini kapatırken, içindeki o derin güven hissiyle gülümsedi. Onlar artık sadece iki aşık değildi; onlar, evrenin en eski ve en güçlü yasasını, yani "dünyayı sadece sevginin kurtaracağı" gerçeğini bizzat yaşayan iki ruh kırıntısıydı. Ve bu rezonans, odanın duvarlarını aşarak tüm evrene yayılıyordu.
Ertesi sabah güneş, taş evin pencerelerinden içeriye son kez süzüldü. Alaz ve O, yatakta birbirlerine sarılmış halde, o ebedi huzurun içinde uyuyorlardı. Masanın üzerinde duran roman nihayet tamamlanmıştı. ON İKİ bölüm boyunca anlatılan o büyük aşk, o ateşli geceler, o derin şükür hissi artık kağıdın üzerinden çıkmış, sonsuzluğa mal olmuştu.
Alaz’ın kitaba düştüğü o son satırlar, güneşin ışığı altında adeta parlıyordu:
Dünyayı sadece sevgi kurtarır derler, ama senin için hissettiğim sevgi, tüm kırık kalpleri iyileştirecek kadar güçlü. Sen, bu hayattaki her şeyimsin. Varlığınla beni doldurduğun için şükürler olsun... Biz hikayemizi yazdık, şimdi sıra bu sevgiyi dünyaya bırakmakta.
Rüzgar pencereden içeri süzüldü, defterin kapağını yavaşça kapattı. Alaz ve O’nun o derin, o ateşli ve şükür dolu aşk hikayesi, evrenin kalbinde sonsuza kadar yankılanmak üzere yerini aldı.
Işıklar yavaşça karardı. Sahne kapandı.
Geriye sadece, evrenin sonsuz boşluğunda yankılanan ve sonsuza kadar sönmeyecek olan o devasa, o derin aşkın şifası kaldı.
Perde, bir daha hiç açılmamak üzere, bu sonsuz umut ve sevgiyle kapandı.
YEŞİLIRMAK
SON
5.0
100% (10)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.