1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
116
Okunma
O gün taş evde zaman tamamen durdu. Ne dışarıdaki dünyanın gürültüsü ne de geleceğin belirsizliği o duvarların içeriğine sızabildi. Onlar, birbirlerinin kollarında, aşkın ve tutkunun en saf, en derin haliyle sarmalanmış olarak yeni bir güne başladılar.
Bu romanın sayfaları ilerledikçe, Alaz’ın kalemi hep o geceyi ve o sabahı anlatacaktı. Çünkü gerçek aşk, bir kez yaşanıp biten bir an değildi; her saniye yeniden başlayan, her dokunuşta daha da alevlenen sonsuz bir döngüydü. Ve bu döngü, dünyadaki tüm kırık kalplere umut olmaya devam edecekti.
Güneş gökyüzünün en tepesine ulaştığında, odadaki o ateşli ve derin hava yerini tatlı bir rehavete bırakmıştı. Ancak ne Alaz’ın gözleri O’nun üzerindeki hayranlığından eksilmişti ne de O’nun Alaz’a olan o köklü adanmışlığı sarsılmıştı. Alaz, masadan kalkıp tekrar yatağa, o kokunun ve sıcaklığın merkezine döndü.
Çarşafların arasında birbirine kenetlenen elleri, sanki iki ayrı insanın değil, tek bir bedenin parçaları gibiydi. Alaz, O’nun parmak boğumlarını tek tek öperken, içindeki o yazar dürtüsü tamamen susmuştu.
"Bazen," dedi O, başını Alaz’ın çıplak göğsüne koyup kalp atışlarını dinleyerek, "Kelimelerinin arkasına saklandığını düşünüyorum Alaz. Ama dün gece ve bu sabah... Kelimelerin bitti. Sadece sen kaldın. Ve o sen, benim ruhumu tamamen ele geçirdi."
Alaz gülümsedi, göğsündeki o saçları şefkatle okşadı. "Çünkü sevgilim, senin bu hayattaki varlığın öyle muazzam bir büyüklük ki, onu anlatmaya kalkışan her kelime aslında ona haksızlık ediyor. Ben dün gece kelimelerden istifa ettim. Sana sadece kalbimle, tenimle ve ruhumla cevap verdim. Ve bu, hayatım boyunca yazdığım en güzel kitaptı."
Öğleden sonra, taş evin kalın duvarlarının ardında hafif bir yağmur başladı. Caminin pencerelerine vuran damlaların sesi, odadaki o sıcak sessizliğe ritmik bir melodi katıyordu. Dışarıda dünya kendi griliğinde kavruluyor, insanlar yetiştirilmesi gereken işlerin, bitmeyen hırsların peşinde koşuyordu.
Alaz ve O ise o fani dünyanın çok ötesinde, zamanın uğramadığı bir adada gibiydiler. O, yataktan kalkıp Alaz’ın gömleklerinden birini üzerine geçirdi. Düğmeleri açık bırakılmış gömleğin içinde, dün geceki o tutkulu yangının teninde bıraktığı pembe izler hala birer madalya gibi parlıyordu. Mutfağa geçip iki kişilik taze bir kahve hazırladı.
Alaz, kapı eşiğinde durup O’nu izledi. O’nun her bir hareketi, kahve fincanını tutuşu, saçını arkaya atışı bile Alaz’ın göğsünde tarifsiz bir şükür dalgası yaratıyordu.
Dünyayı sadece sevgi kurtarır derler ya," dedi Alaz, yanına gidip beline arkasından sarılarak. Dudaklarını O’nun çıplak omzuna bastırdı. "Dışarıdaki o fırtına, o yağmur, o acımasız düzen... Hiçbiri umurumda değil. Benim dünyam senin bu gömleğin içinde sakladığın kalbinden ibaret. Ve orası benim tek sığınağım
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.