0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
17
Okunma
Zaman, unuttuğumuz bir ağacın gölgesinde kurur,
Kökleri içimize uzanan o muazzam uğultu…
Biz ki, harflerin arkasına gizlenmiş mültecileriz,
Hangi kelimeye dokunsak, altında bir uçurum uykusu.
Dünya, sökülmüş bir hırka gibi duruyor sırtımızda;
İpliğini çeksek mazi, bıraksak şimdiki zaman yangını.
Kendi yüzümüzü bir yabancı gibi taşıdık bu kente.
Aynalar, sırtındaki sırrı döken birer ihtiyar şimdi.
Kim silebilir ki alnımıza iliştirilen bu uzaklığı?
Bir kuş uçsa, kanadında kırık bir eylül kalıyor;
Bir insan sussa, kalbinde yedi iklimlik bir tufan…
Biz, o tufanın en sakin, en kimsesiz dalgasıyız.
Şimdi göğsümün sol yanında ağır bir gökyüzü var,
Bulutları dertli, yağmuru kendi içine dökülen.
Varsın mühürlensin kapıları o gürültülü çarşıların,
Şair, kendi karanlığından ışık süzebilendir.
Çünkü biliriz; en derin kuyu, insan fıtratıdır,
Ve her şiir, o kuyudan çekilen bir kova gökyüzüdür.
Tamer Karakaş
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.