10
Yorum
25
Beğeni
5,0
Puan
194
Okunma
Biliyor musun," diye fısıldadı O, sesini Alaz’ın göğsüne gömerek. "Buradayken, senin kalbinin atışını dinlerken, dışarıdaki hiçbir kötülük bana ulaşamazmış gibi geliyor.
Sanki bütün dünya yıkılsa, biz bu ışığın altında güvende kalacağız."
Alaz durdu. Dansı bıraktı ama kollarını O’ndan ayırmadı. Tam aksine, onu göğsüne daha da sıkı bastırdı, sanki onu kendi bedeninin içine saklamak, dışarıdaki o kirli dünyadan tamamen korumak ister gibi. O’nun yüzünü ellerinin arasına aldı.
Ay ışığı, O’nun yüzündeki her bir kıvrımı, gözlerindeki o uçsuz bucaksız sadakati ortaya çıkarıyordu.
Alaz’ın gözlerinden, içindeki o devasa minnetin ve aşkın ağırlığıyla bir damla yaş süzüldü. Bu yaş, acının değil, bir insanın hayatında görebileceği en büyük mucizeye şahit olmanın getirdiği o kutsal şükrün yaşıydı.
"Senden önce," dedi Alaz, sesi sevginin ham gücüyle titreyerek. "Bu hayatta sadece bir gölgeydim.
Kelimelerim vardı ama hiçbirinin canı yoktu. Kalbim vardı ama sadece kırıkları batıyordu. Dünyayı sadece sevgi kurtarır derlerdi de, bu gaddar dünyada bunun sadece süslü bir yalan olduğunu düşünürdüm. Ne büyük bir cahilmişim..."
O, Alaz’ın yanağındaki gözyaşını başparmağıyla yavaşça sildi. Gözlerini bir an bile ayırmıyordu.
"Senin için hissettiğim bu aşk," diye devam etti Alaz, O’nun gözlerinin en derin noktasına bakarak. "Sadece benim içimdeki karanlığı yok etmedi. Bu öyle bir güç ki sevgilim, sanki yeryüzündeki tüm kırık kalpleri yan yana dizseler, bizim bu gece hissettiğimiz şu sevgi hepsini tek tek iyileştirmeye, hepsini şifalandırmaya yeter.
Sen, bu hayattaki her şeyimsin. Benim nefesim, benim son durağım, benim gökyüzümsün. Varlığınla beni, o hiç dolmayacak sandığım dipsiz boşluklarımı böyle kutsal bir ışıkla doldurduğun için şükürler olsun."
O, Alaz’ın bu sözleri üzerine hiçbir şey söylemedi. Çünkü bazı anlar vardı ki, kelimeler söylenebilecek en büyük hakareti oluştururdu o duyguya. Sadece parmak uçlarında yükseldi ve dudaklarını Alaz’ın dudaklarıyla birleştirdi.
O öpücük, o soğuk kasım gecesinde, o loş odada zamanı tamamen durdurdu. Ne geçmişin hayaletleri ne geleceğin kaygıları o odanın eşiğinden içeri sızabildi. Sadece iki insanın, birbirinin ruhunda eriyerek tek bir varlığa dönüşmesi vardı.
Gece sabaha evrilirken, ikisi de pencerenin kenarında, aynı battaniyenin altına sığınmış bir halde şehrin üzerine doğan ilk güneş ışıklarını izlediler. Alaz, sevgilisinin uykuya dalmak üzere olan huzurlu yüzüne baktı ve içinden bir kez daha mırıldandı: "Şükürler olsun..."
İşte bu gece, Alaz’ın sonraki yıllarda yazacağı tüm o umut dolu satırların, dünyayı kurtaracak o büyük inancın doğduğu, aşkın mühürlendiği o en özel, o en derin geceydi.
O soğuk kasım gecesinde, kalpten dökülen o itiraflar odadaki havayı zaten çoktan ısıtmıştı; ama kelimeler yerini tamamen sessizliğe bıraktığında, aralarındaki o çekim önü alınamaz bir fırtınaya dönüştü.
Alaz, O’nun yüzünü tutan ellerini yavaşça boynuna, oradan da kürek kemiklerine doğru indirdi. Aralarındaki o derin, ruhani bağ, aniden tenlerini kavuran muazzam bir tutkuyla birleşti. O, parmak uçlarında yükselip Alaz’ın dudaklarına kapandığında, bu kez sadece şefkatli bir dokunuş değil; yılların birikmiş özlemini, adanmışlığını ve o devasa aşkı taşıyan, ateşli ve derin bir öpücüktü başlayan.
Dudakları birbirine kenetlendiğinde odadaki loş ay ışığı bile sanki daha yoğun bir renge büründü. Alaz, O’nu belinden kavrayıp kendine daha da sımsıkı çekti. O’nun dudaklarının sıcaklığı, Alaz’ın ruhundaki tüm o eski, soğuk kırıkları tek bir hamlede eritip yok ediyordu. O da aynı tutkuyla karşılık verdi; ellerini Alaz’ın saçlarının arasına geçirip, onu kendine daha çok çekerken, nefesleri birbirinin teninde hapsolmuştu.
Bu öpücükler, sadece bir ten uyumu değildi; "Sen bu hayattaki her şeyimsin" cümlesinin beden bulmuş, ateşe dönüşmüş haliydi. Alaz, O’nun boynundan köprücük kemiklerine doğru inen yavaş, yakıcı öpücüklere devam ederken, O’nun hafifçe iç çekişi odadaki rüzgarın uğultusunu bile bastırdı. Birbirlerinin varlığında, o ateşin içinde kaybolmak, o güne kadar yaşadıkları tüm acıları, tüm dünyevi dertleri tamamen küle çevirdi.
O gece, taş evin o küçük odası, sadece iki ruhun değil, birbirini delicesine arzulayan ve o aşkın kutsallığında eriyen iki bedenin mabedi oldu. Birbirlerine her dokunuşlarında, her nefes alışlarında o derin şükür hissi daha da katlandı.
Sabaha karşı fırtına dindiğinde ve ateş yerini tatlı bir yorgunluğa bıraktığında, birbirlerinin kolları arasında, tenlerindeki o sıcaklıkla uykuya daldılar. Alaz’ın dudaklarında hala O’nun tadı, kalbinde ise o sonsuz şükür vardı.
YEŞİLIRMAK
Devam edecek
5.0
100% (15)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.