13
Yorum
41
Beğeni
5,0
Puan
247
Okunma
O, Alaz’ın sesini duyunca başını kaldırdı. Gözlerinde, dünyadaki tüm denizlerin derinliğini kıskandıracak bir parlaklık vardı. Yerinden kalktı, adımlarını Alaz’a doğru attı. Topraklı ellerine, kıyafetindeki lekelere hiç aldırmadan Alaz’ın boynuna sarıldı.
O günün akşamında, taş evin tavan arasındaki küçük odada, eski bir pikabın üzerine bir plak yerleştirdiler. Odanın içine hüzünlü ama umut dolu bir keman melodisi yayıldı. Işıkları yakmamışlardı; sadece odanın küçük penceresinden içeri sızan dolunay, ikisinin silüetini duvara yansıtıyordu.
Alaz, O’nu belinden kavradı. Müzikle birlikte, adeta zamanın ve mekânın ötesinde bir ritimle dans etmeye başladılar. Bu dans, iki yaşlı bedenin hareketinden ziyade, iki ruhun gökyüzündeki yıldızlar gibi birbirinin etrafında dönmesiydi.
O, başını Alaz’ın göğsüne yasladığında, Alaz’ın kalbinin ne kadar hızlı ve güçlü çarptığını duydu. O kalp, yıllar önce kırıklarla, acılarla dilsiz kalmış o kalp, şimdi sadece tek bir isim için, tek bir ritimle haykırıyordu.
"Alaz," dedi O, gözlerini kapatıp müziğin ve aşkın akışına kendini bırakarak. "Sanki seninle birlikteyken hiç ölmeyecekmişiz gibi hissediyorum. Zaman bizim için akmıyor, sadece etrafımızda dönüyor."
Alaz, O’nun saçlarına derin bir öpücük kondurdu. "Çünkü biz zamanı yendik sevgilim," diye yanıtladı. "Zaman, sadece sevmeyi bilmeyenler için bir hapishanedir. Bizimki gibi derin bir aşk, zamanın sınırlarına sığmaz. Biz bu dünyadan göçüp gitsek bile, bu odada, bu şarkıda, bu dolunayda bizim aşkımızın rezonansı kalacak. Kalbi kırık bir çift bu şarkıyı dinlediğinde, bizim sevgimizle şifalanacak."
Gece ilerledikçe melodi sustu, plak durdu ama onların içindeki o derin sessizlik hiç bozulmadı. Pencerenin kenarına ilişip dışarıdaki uçsuz bucaksız karanlığı izlediler. Uzaklarda, şehrin ışıkları cılız birer nokta gibi parlıyordu. Orada, o ışıkların altında milyonlarca insan koşuşturuyor, kavga ediyor, kırılıyor ve kırıyordu.
Alaz sevgilisinin elini sımsıkı tuttu. Parmaklarının arasındaki o sıcaklık, ona bu hayatta rehberlik eden tek pusulaydı.
"Eğer bir gün bana neyi başardığımı sorarlarsa," dedi Alaz gökyüzüne bakarak, "Onlara yazdığım kitapları, kazandığım ödülleri anlatmayacağım. Onlara sadece seni anlatacağım. Bir insanın kalbine sığınıp, orada nasıl koca bir evren inşa edilebileceğini göstereceğim."
O, Alaz’ın elini büküp avucunun içini uzunca öptü. "Sen benim sığınağımdın Alaz, ben de senin yuvandım. Biz birbirimizi tamamladık."
Taş evin pencerelerinden sızan o derin aşk dalgası, gecenin sessizliğinde tüm dünyaya yayılan evrensel bir mırıldanışa dönüştü. Dünyanın öbür ucunda, yastığına gözyaşı döken kırık kalpli bir insan, o an içinde tuhaf bir sıcaklık hissetti; sanki birisi ona "Yalnız değilsin, sevgi hala var" diye fısıldamış gibi.
Alaz ve O, yarattıkları o muazzam aşk ülkesinde, birbirlerinin gözlerinde kaybolarak yaşamaya devam ettiler. Onların hikayesi hiçbir zaman trajik bir sonla bitmedi; çünkü her bitiş, o derin sevgide yeni bir başlangıcın habercisiydi.
Masanın üzerinde duran o son defterin son satırına Alaz, hayatının özetini şu kelimelerle nakşetti:
"Dünyayı sadece sevgi kurtarır... Ve benim dünyam, senin kalbinde başladı, seninle sonsuzluğa uzanıyor. Varlığına şükürler olsun her şeyim."
Ve aşk, iki ruhun tek bir nefeste birleştiği o kutsal boşlukta, sonsuza kadar yankılanmaya devam etti.
Mevsimler, ömürler ve kelimeler görevini tamamlamıştı. Taş evin pencerelerinden içeri sızan ışık, artık ne sabahın erken silsilesi ne de gecenin karanlığıydı; zamanın tamamen dışına taşmış, ebedi bir altın saat odanın her köşesini kaplamıştı. Alaz ve O, şöminenin kenarındaki o kutsal köşede, yan yana, diz dize oturuyorlardı.
O’nun başı her zamanki gibi Alaz’ın göğsündeydi. Alaz’ın kalbi artık o eski, yorgun ve hızlı ritimle çarpmıyordu; çok daha derinden, çok daha sakin, sanki evrenin ilk yaratılış anındaki o büyük, huzurlu sessizlikle aynı ritimde atıyordu.
Alaz, sevgilisinin o narin elini son bir kez sıktı. Parmaklarının arasındaki o sıcaklık, geçmişin tüm soğuk kışlarını, tüm hayal kırıklıklarını tek bir dokunuşla eritip yok eden o yegane güçtü.
"Biliyor musun sevgilim," diye fısıldadı Alaz. Sesi artık bir fısıltıdan farksızdı ama odadaki her bir eşya, bahçedeki her bir çiçek bu sesi duyuyordu. "Kelimelerle dünyayı kurtarmaya çalışmıştım. Ne büyük bir yanılgı... Dünyayı kurtaran şey sayfalar dolusu yazı değilmiş. Dünyayı kurtaran, benim senin gözlerinde bulduğum, tüm kırık kalpleri tek bir bakışla iyileştiren o saf sevgiymiş. Sen benim bu hayattaki, bu evrendeki tek gerçeğim oldun."
O, başını hafifçe kaldırdı. Gözlerinde hiçbir korku, hiçbir vedanın getirdiği hüzün yoktu. Sadece zamansız bir aşkın, sonsuz bir teslimiyetin pürüzsüz pırıltısı vardı.
"Ben de seninle tamamlandım Alaz," dedi, yüzünde cenneti andıran bir tebessümle. "Biz birer faniydik, ama birbirimizi öyle bir sevdik ki, artık ölüm bile bize dokunamaz. Biz bu sevgiyle ölümsüzlüğü yazdık."
YEŞİLIRMAK
Devam edecek
5.0
100% (24)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.