11
Yorum
19
Beğeni
5,0
Puan
253
Okunma

Şöyle bir düşünerek muhakeme yapalım.
Yüz altı yıl öncesine söyle nasıl gelindi?.
Bin dokuz yüz on dokuz, on dokuz mayısı’yla,
Ne tablolar yapıldı, hangi tablo silindi?..
Deryalar bizim idi, dizilerle kadırga.
Zamanla dalga-kırım, yamulunca omurga.
Baykuşlar mendireğe, tünedi puhusuyla,
Hazımsızdı tümüyle, umuyordu kavurga.
Düşmanlar rota çizer ve bozarlar düzeni.
Kaptanlar sığ sulara, kırıyorlar dümeni,
Liyakatsiz kaptanlar, batırınca yüzeni.
Ne biblolar yapıldı, ne yalanlar dizildi.
Saraydaki bülbüller, her bahar ayrı öttü.
Kış bahçesi kum döktü, güller har oldu bitti.
Üç ana cephe vardı, nice koç yiğit gitti.
Osmanlı Destanıda, yeni baştan yazıldı.
Koca İmparatorluk, oldu küçük bir devlet.
En zor günlerde bile Paşalar kurdu halvet .
Silahlı güçlerimiz dört yandan aldı salvet.
Kurtuluş kelimesi, aranılan pazıldı.
En yetkili ağızlar bile oldu pespaye.
Seslendi genç-yaşlısı,manda ile himaye.
İngiliz’le bir olup, türlü nane yemeğe.
Dışta zaten bozuktu, içte birlik bozuldu.
Kara kara bulutlar, semayı süslüyordu.
Cülûs törenlerinde, Âl’erkan esniyordu .
Halk ağızını açmış, macunlar besliyordu.
Kahramana kefensiz, siper-mezar kazıldı.
Saraylar almaz oldu, artık avam-tebaa
İngiliz’e biad etmiş, onun için tabi ya!..
Zor geliyor zatlara kurtuluşu mütalâa.
Türk’e değil saraya, kara yazı yazıldı.
Emine Balı Oğuz
5.0
100% (13)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.