3
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
138
Okunma
sırtımı döneli çok oldu dünyaya
camları açmıyorum artık
bir perdeyle konuşuyorum sabahlara dek
üstüme yıkılmış bir apartman gibi yüzüm
taşları eksik döşenmiş bir çocukluk geçiyor içimden
annem diyorum sonra
mendilini pencere demirine bağlamış
bir martı kadar yorgun
bir çorap kadar yalnız
görün ki nasıl da delik deşik olmuş kalbim
sevgiyi dikmişim yamalı bohçaya
ama sökülüyor her dua gecesinde
çünkü iğne yok
iplik yok
ve annem artık dua etmiyor
kâğıt kesikleri gibi geçiyor günler
her biri bir yeri kanatıyor
bir fotoğrafta kalmış kalbim
dudaklarım
yağmurda susan bir çocuğun dudağına benziyor
ben susamıyorum
ben
sustukça büyüyen bir çocuğum çünkü
bak
aşkın e harfini yutmuş bir defterim ben
kimse okumadı
kimse “bu sayfa neden ıslak” demedi
ve kimse
elini uzatmadı bir kelimeye bile
üşüyorum şimdi
bir çocuk gibi içine çekilmiş yalnızlığıma
üstümde bir kuş yürüyormuş gibi hissediyorum
ama yok
yok işte
ne kuş
ne perde
ne o eski seslerin kuytusu
şimdi her gece
bir mektup yazıyorum
adres kısmına “bilinmez” yazıyorum
pul yerine
bir damla gözyaşı yapıştırıyorum
ve biliyorum
postacı hiç gelmeyecek
çünkü bu şehirde gözyaşı kokusundan korkanlar var
ben o korkunun öksüzüyüm
dilsiz bir ninninin ortasında büyüdüm
bir şarkının nakaratı olamadan geçtim rüyaların yanından
kırmızı dedim hep
ama rengi hiç tutmadı dudaklarımın
o yüzden
bir gün dönersen
beni tanıma
bir kenarda
mendili paslanmış bir annenin gülüşü gibi beklerim seni
ama adını anmam
çünkü her hece bir vedaya dönüşüyor artık
ve her şiir
yarım kalıyor
tıpkı çocukluğum gibi
tıpkı ben gibi
tıpkı annemin gülüşü gibi
bir tek kelimeyi tam söyleyemedim hayat boyunca
o da “ben”di
susarak söyledim
ve kimse duymadı
işte bu yüzden
ölürken bile
bir kıta bırakıyorum dudağımdan
kapatılmamış bir parantez gibi
(içimde bir sızı
bir “keşke”
bir “kırmızı”
5.0
100% (6)