0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
61
Okunma
Bilemezler yalnız yaşamayanlar, akşam olup eve dönüldüğünde kapıyı açan o soğuk havanın aslında dışarıdaki kıştan değil, evin içindeki mutlak terk edilmişlikten geldiğini. Anahtarı kilide soktuğunda çıkan o metalik ses, apartman boşluğunda sanki bir patlama gibi yankılanır ve kapıyı kapattığında dünyanın geri kalanıyla olan tüm bağın bir bıçakla kesilmiş gibi kopar. İnsan, kendi nefesinin sesini devasa bir gürültü gibi duymaya başladığında anlar yalnızlığın o korkunç yüzünü. Bir cana, bir nefese duyulan hasret öyle bir sancıdır ki; insan mutfağa gidip bir bardak su doldurduğunda, suyun bardağa dolarken çıkardığı o şırıltı duyabileceği en büyük senfoniye dönüşür. Çünkü o ses bittiğinde, kulaklardaki o meşum cızırtı, sessizliğin o sağır edici uğultusu geri gelecektir.
Yatağa girdiğinde asıl savaş başlar; karanlıkta gözlerini kapattığın an, kulakların bir radar gibi en ufak bir tıkırtıyı avlamaya çalışır. Yan odadan gelen bir dolap gıcırtısı ya da aniden duyduğun hayali bir ses, seni yatağın içinde doğrultup nefesini tutmaya mahkum eder. Aslında birinin olmasından değil, o sesin sadece zihninin bir oyunu olmasından dehşete düşersin. Nasıl koşar insan aynalara hiç düşündünüz mü? Sırf o odada bir hareket, bir çift göz, yaşadığına dair bir tanık olsun diye... Kendi yansımasıyla konuşur insan; kelimeler artık bir iletişim aracı değil, zihnin duvarlarına atılan çaresiz çığlıklardır. Kendi sesini duymak, henüz delirilmediğinin en acıklı kanıtıdır ama o ses odanın köşelerinde sönüp giderken geriye kalan yine o dilsiz boşluktur.
Sonra sabah olur... Ama bu sabah, perdelerin arasından süzülen o gri ve yorgun ışık, umudu değil, çıplak ve sarsıcı gerçeği getirir. Gözlerini açtığında tavanın o aynı soğuk beyazlığıyla karşılaşırsın. Gece boyu seni korkutan o gizemli sesler gitmiş, yerini her şeyi olduğu gibi bırakan o devasa, hareketsiz boşluğa bırakmıştır. Mutfaktaki ocağın altına çakmağı çaktığında çıkan o küçük "çıt" sesi, günün tek tesellisidir. Çayın demlenmesini beklerken masadaki boş sandalyeye bakarsın; dışarıda dünya büyük bir gürültüyle akıp giderken, senin kapının ardı hala o milattan kalma sessizliğin hükmü altındadır.
Bilemezler; bir insanın sabah uyandığında ilk cümlesini kuracak kimsesi olmamasının ne demek olduğunu. Yalnızlık korkusu, gece yarısı ansızın gelen o hayali sesin dehşetiyle başlar ve bir sabah o sesin hiçbir zaman gelmeyeceği gerçeğiyle mühürlenir. İnsan, kendi boşluğunda kaybolmuş bir gölge gibi, günün ışığında görünmezleşerek eriyip gider.