Bu defterdeki masallar daha önce hiçbir dilde yazılmadı, hiçbir dudakta fısıldanmadı. Onları geceyle gündüzün arasındaki sessizlikten, unutulmuş rüyaların kıyısından topladım. Her biri, içinde yaşamay...
Bir zamanlar, kıyıya her vuran dalganın bir şeyi alıp götürdüğü, ama aynı zamanda unutulmuş şeyleri geri getirdiği bir deniz vardı. Bu denizin kıyısında, diğerlerinden biraz farklı bir deniz kabuğu yaşardı. Dışarıdan bakıldığında sıradan görünürdü; solgun, yer yer çizilmiş, tuzla aşınmıştı. Ama geceleri, herkes uyuduğunda, içinde sakladığı sesi dışarı bırakırdı.
Her gece, ay suyun üzerine ince bir yol çizdiğinde, kabuk hafifçe titreşir ve içinden bir fısıltı yükselirdi. Bu fısıltı bir hikâyeydi. Hep aynı hikâye. Hiç değişmeyen, eksilmeyen, çoğalmayan bir hikâye.
Ama kabuk bu hikâyeyi rüzgâra ya da dalgalara anlatmazdı. Çünkü rüzgâr savurur, dalga unuturdu. O yüzden kendine başka bir dinleyici seçmişti: kıyıdaki küçücük bir kum tanesi.
Her gece, dalgaların çekildiği anda, kabuk biraz daha yaklaşıp o kum tanesine eğilir ve hikâyeyi fısıldardı. Kum tanesi konuşamazdı, karşılık veremezdi, hatta belki anlamazdı bile. Ama kabuk için bu önemli değildi.
Hikâye şuydu:
Bir zamanlar, sesi olan her şeyin unutulduğu bir dünyada, sessiz kalanların hatırlandığı söylenirdi. İnsanlar bağırdıkça silinir, sustukça iz bırakırdı. O yüzden bir gün, bir ses kendi varlığını korumak için konuşmayı bırakmış. Ama zaman geçtikçe fark etmiş ki, tamamen susarsa da yok olacaktı. İşte o zaman bir yol bulmuş: her gece, sadece tek bir varlığa, tek bir kulağa fısıldamak.
Bu hikâye her gece aynıydı. Kum tanesi her gece aynı yerdeydi. Ve kabuk, her gece aynı titrek kararlılıkla anlatıyordu.
Zaman geçti. Fırtınalar oldu. Kıyı değişti. Kumlar yer değiştirdi. Bir gün, o küçük kum tanesi dalgaların arasında kayboldu. Yerine başka bir kum tanesi geldi. Kabuk bunu fark etti. Ama durmadı.
Yine eğildi. Yine aynı hikâyeyi fısıldadı.
Yıllar sonra kabuk da çatladı. İçindeki ses zayıfladı. Ama son gecesinde bile, ayın ışığı suya düştüğünde, son bir kez daha eğildi ve fısıldadı.
Belki artık kimse duymuyordu. Belki o kum tanesi de yoktu. Ama o yine anlattı.
Ve o kıyıya gelen herkes, kulağını bir deniz kabuğuna dayadığında, aslında denizin değil, derinlerde saklı kalmış bir fısıltının yankısını duyar.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.