Bu defterdeki masallar daha önce hiçbir dilde yazılmadı, hiçbir dudakta fısıldanmadı. Onları geceyle gündüzün arasındaki sessizlikten, unutulmuş rüyaların kıyısından topladım. Her biri, içinde yaşamay...
Bir zamanlar, saatlerin sadece zamanı göstermediği bir yerde, eski bir odanın köşesinde asılı duran tuhaf bir saat vardı. Bu saat ne ileri giderdi ne geri kalırdı; yalnızca istendiğinde zamanı durdururdu. Ama bu sırrı bilen pek yoktu. Saat, yıllardır kimsenin dikkatini çekmeden, duvardaki gölgesiyle birlikte suskun bir şekilde beklerdi.
O evde yaşayan küçük biri vardı. Merakı, dünyadaki en hızlı şeyden bile hızlıydı. Bir gün, tozların arasından o eski saati buldu. Camı hafif çatlamıştı, akrebi ve yelkovanı neredeyse birbirine değecek kadar yakındı. Saatin arkasındaki küçük düğmeye dokunduğunda bir şey oldu.
Kuşların sesi kesildi. Perdeler rüzgârla dans etmeyi bıraktı. Dışarıda yürüyen insanlar birer heykel gibi kaldı. Zaman durmuştu.
İlk başta bu çok eğlenceliydi. Düşen bir bardağı havada yakalayabiliyor, uçan bir kelebeği avucunda tutabiliyordu. Her şey onun kontrolündeydi. Dünya, sadece onun oynadığı bir oyuna dönüşmüştü.
Ama bir süre sonra garip şeyler olmaya başladı.
Zamanı tekrar başlattığında, içinde tarif edemediği bir boşluk hissediyordu. Sanki bir şey eksiliyordu ama ne olduğunu anlayamıyordu. Aynaya baktığında yüzü aynıydı, sesi aynıydı… ama içindeki bir parça sanki silinmiş gibiydi.
Yine de merak ağır bastı.
Her canı sıkıldığında zamanı durdurdu. İnsanların yarım kalan cümlelerini tamamladı, kuşların donmuş kanatlarına dokundu, yağmur damlalarını havada izledi. Ama her seferinde, zaman yeniden akmaya başladığında içindeki o eksiklik büyüdü.
Bir gün, zamanı durdurduğunda kendi sesini duyamadığını fark etti. Konuşuyordu ama ses çıkmıyordu. Panikledi. Ellerine baktı, kalbine dokundu… ama sanki içinden bir şey daha eksilmişti.
O an anladı.
Zaman durduğunda sadece dünya durmuyordu. Kendi içinden de bir parça kopuyordu. Her durdurduğu an, yaşamından görünmeyen bir iplik çekilip alınıyordu. Geri döndürülemez, yerine konulamaz bir parça…
Korktu.
Hemen saati eline aldı. Bu gücü yok etmek istedi. Çünkü artık biliyordu: Kontrol ettiğini sandığı şey, aslında onu yavaş yavaş eksiltiyordu.
Saati yere bıraktı.
Camı paramparça oldu.
O anda zaman bir daha hiç durmayacak şekilde akmaya başladı. Kuşlar yeniden uçtu, rüzgâr yeniden esti, insanlar kaldıkları yerden yürümeye devam etti. Her şey normale dönmüştü.
Ama o, bir süre hareketsiz kaldı.
Çünkü içinde hâlâ eksik parçaların yankısı vardı.
Yine de zamanın akışını izledi. İlk kez müdahale etmeden, olduğu gibi. Bir yaprağın düşüşünü, bir çocuğun gülüşünü, bir günün yavaşça geceye dönüşmesini…
Ve o an fark etti:
Zamanı durdurmak, hayatı yaşamaktan daha kolaydı. Ama yaşamak, eksilmeden kalabilmenin tek yoluydu.
O günden sonra hiçbir anı durdurmaya çalışmadı. Çünkü anların değeri, geçip gitmelerindeydi.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.