Ankara’nın gri mağrurluğu ile Ayvalık’ın iyotlu rüzgârı arasında kurulan, 100 duraklı bir gönül seferi. Bu kitap; sadece "seni seviyorum" demeyen, sevginin altındaki tereddüdü, vakarı ve hicranı kadim...
Ey gönül kalemimin mürekkebi, uykusuz gecelerimin o seher vakti sızısı...
Ankara’nın gri semalarına akşamın o hüzünlü tülü inerken, ben burada, denizin sonsuzluğuna bakıp seninle tamamlanacak olan o meçhul vaktin hayaliyle nefes alıyorum. Bugün ruhumun kandilini, her türlü fırtınaya rağmen sönmeyen o kadim rüzgârla; yani Ümit ile uyandırdım. Ümit; mesafelerin o devasa sessizliğini yırtan ince bir ses, karanlığın bağrında saklanan o paha biçilemez cevherdir.
Bilirsin, beşer olanın payına çoğu zaman ’yokluk’ düşer; lakin biz o yokluğun içinde bile seninle eksilerek çoğalmanın o sırlı yoluna düştük. Aramızdaki o koca şehirler, o aşılmaz gibi duran engeller aslında kalbimizdeki o mukaddes bağı ancak sağlamlaştırıyor. Ben bu ümidi, zemherinin ortasında gizlice açmaya hazırlanan bir bahar dalı gibi bağrımda taşıyorum. Senin ruhunun, bir gün o yorgun kalabalıkların arasından sıyrılıp, sadece ruhlarımızın fısıldaştığı o dervişane sükûnete döneceğine olan inancım, beni bu hayatta tutan tek hakikattir.
Sahi, ruhun hiç mi yorulmuyor bu bitmek bilmeyen arayışlardan? Her sabah yeni bir güne uyanırken, kalbinin o en kuytu köşesinde, ismini sadece benim bildiğim o gizli özlemin kıpırtısını hissetmiyor musun? Ümit ediyorum ki; bir gün dünya telaşı dindiğinde, o çok gürültülü alkışlar sustuğunda ve kalbin o yalın gerçeğiyle baş başa kaldığında, hatırlayacağın ilk yer benim göğüs kafesim olacak. Senin o vakur duruşunun, o sarsılmaz görünen duvarlarının ardında sakladığın o ürkek çocuk, elbet bir gün güvenli bir limanın, yani bu karşılıksız sevdanın şifasını özleyecektir.
Ümit, benim için sadece bir bekleyiş değil; bir varoluş duasıdır. Ayvalık’ın o tuzlu rüzgârları Ankara’nın bozkırına ulaşmaz derler; lakin biz ruhları el-Vedud’un sırrıyla birbirine mühürlenmiş olanlar değil miyiz? Gönül hanemizin birleştiği o sonsuz düzlükte, ayrılığın esamesi okunmayana dek bu ateşi harlı tutacağım. Senin her noksanını, her kırgınlığını ve her kaçışını, bu ümidin o şefkatli sargısıyla sarıp sarmalayacağım o günü beklemek, benim bu dünyadaki en asil imtihanımdır.
Belki takvimler vuslatın gölgesine sığınmış birer mülteci gibi akıp gidecek; ama bu ümit, bizi birbirimize bağlayan o görünmez sırat köprüsünde bir ışık gibi yanmaya devam edecek. Gönlümün dinmeyen sükûneti, sabret... Sabret ki bu ümit, bir gün en imkânsız görünen o kapıları ardına kadar açsın ve bizi o mukaddes ’tek’likte buluştursun. Unutma; güneş her gün yeniden doğuyorsa, bu ancak kalbimizde büyüttüğümüz o masum ümidin yüzü suyu hürmetinedir.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.