Politika kansız savaş, savaş ise kanlı politikadır. mao
ÇANAKKALE'YE YÜRÜYÜŞ
Dünyanın en uzak köşelerinden okyanusları aşarak, ta Avusturalya'dan, Yeni Zelanda'dan kalkıp Gelibolu'ya ölülerini ziyarete gelen düşmanlarımızla, bir adımlık yolu yürümeye üşenen bizler yarın huzuru...
10. Bölüm

KİLİTBAHİR KALESİ

36 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
KİLİTBAHİR KALESİ
Ağadere Şehitliği'ni geride bırakıp yolumuza devam ederken karşımıza küçük bir yerleşim çıktı. Rehberimiz buranın Kilitbahir Köyü olduğunu söyledi.
"Denizin Kilidi..."
İsmi bile bulunduğu yere yakışıyordu.
Yol kenarındaki sandalyelerde oturup çay içen insanlar vardı. Kimi sohbet ediyor, kimi gelip geçen araçları izliyordu. Günlük hayat bütün sakinliğiyle sürüyordu. Bir asır önce top sesleriyle sarsılan bu kıyılarda şimdi yalnızca insan sesleri ve martı çığlıkları duyuluyordu.
Onları izlerken düşündüm; belki de geçmişle yaşamanın yolu buydu. Tarihi her gün yeniden hatırlamak değil, onu hayatın doğal bir parçası hâline getirmek...
Otobüsümüz Kilitbahir Feribot İskelesi'nin yanına geldiğinde durdu. İki yolcu bindi. Boş koltuk kalmamıştı ama kimse bundan rahatsız görünmüyordu. Yeni gelenlerin sohbetinden oğullarının bölgede jandarma trafik görevlisi olduğunu öğrendim. Konuşmalarındaki içtenlik, yolculuğun yorgunluğunu dağıtan sıcak bir hava oluşturmuştu.
Kısa süre sonra gözlerim, yolun kenarında yükselen heybetli yapıya takıldı.
Kilitbahir Kalesi...
Boğazın en dar noktasında, sırtını yamaca dayamış hâlde duruyordu. Yüzyıllardır rüzgâra, savaşa ve zamana direnmişti. Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan kale, sonraki dönemlerde de güçlendirilerek Boğaz savunmasının en önemli noktalarından biri hâline gelmişti.
Rehberimiz, surların dört metreyi bulan kalınlığından söz etti. Kalenin üç yapraklı yoncayı andıran planı ve iç bölümlerindeki mühimmat depoları, Osmanlı askerî mimarisinin ne kadar ileri bir seviyeye ulaştığını gösteriyordu.
Otobüsümüz surların arasından açılmış dar yola girdi. Taş duvarlar iki yanımızda yükselirken kendimi tarihin içinden geçiyormuş gibi hissettim. Yüzlerce yıl boyunca nöbet tutan askerlerin ayak sesleri sanki bu taşların arasında hâlâ saklıydı.
Kalenin içinden çıktıktan sonra Namazgâh Tabyası'nın bulunduğu alana ulaştık.
Toprakla örtülü mevziler ilk bakışta sade görünüyordu. Ancak biraz dikkatle bakınca bu sessiz tepelerin bir zamanlar Boğaz savunmasının en kritik noktalarından biri olduğu anlaşılıyordu. Burada görev yapan askerler, düşman gemilerini izliyor ve gerektiğinde ölümüne mücadele ediyordu.
Rüzgâr tabyanın üzerinden geçip Boğaz'a doğru esiyordu. Karşımda uzanan manzaraya bakarken geçmişle bugün birbirine karıştı. Tarih artık kitap sayfalarında okunan uzak bir hikâye değil; önümde duran kalede, tabyada ve bu sessiz kıyılarda yaşayan bir hatıra gibiydi.


Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL