Şehir griydi. Gökyüzünün griliği alışılmış bir şeydi; sonbahardan kalma bir yorgunluk gibi aylarca tepede asılı dururdu. Ama bu başka bir griydi. Bu kez renk sadece bulutlardan değil, insanların yüzle...
Sabah yine aynı sessizlikle başladı ama bu kez sessizlik daha farklıydı. Sanki şehir sadece uyanmıyor, aynı zamanda soruyordu: “Bu böyle nereye kadar?” Televizyon açılmadı o sabah Zeynep’in evinde. Çünkü bazı günler haber duymak değil, haberden kaçmak daha dayanılır geliyordu. Çocuklar mutfakta ekmek yerken Emre yine aynı soruyu sordu: “Yoksulluk nasıl biter anne?” Zeynep bu soruyu daha önce defalarca duymuştu ama her seferinde yeniymiş gibi ağır gelirdi. Çünkü çocuklar aynı soruyu merakla sorardı, yetişkinler ise çaresizlikle düşünürdü. “Çalışınca,” dedi Zeynep otomatik bir cevapla. Ama kendi sesi bile bu cevaba inanmıyordu. Emre başını eğdi. “Baba çok çalışıyor ama bitmiyor.” Zeynep sustu. Çünkü bazen doğru cümle, en zor söylenen cümle olurdu. Kemal Bey o sabah Hasan Abi’nin dükkânına uğradı. Kapı açılır açılmaz küçük zil çaldı. Raflar yine aynıydı ama hava biraz daha ağırdı. Veresiye defteri masanın üstündeydi. Hasan Abi çay koyarken sordu: “Hocam sizce yoksulluk nasıl biter?” Kemal Bey uzun süre cevap vermedi. Çünkü tarih kitaplarında bu sorunun net bir cevabı yoktu. “Adaletle,” dedi sonunda. Hasan Abi gülümsedi. “Adalet nerede başlıyor peki?” Kemal Bey çayını karıştırdı. “Belki de sofrada.” İkisi de sustu. Çünkü o an ikisi de biliyordu: Sofrada olmayan adalet, kitaplarda kalırdı. Ali belediye önünde beklerken Murat yanına oturdu. “Biliyor musun,” dedi Murat, “biz hep çözüm konuşuyoruz ama kimse nedenini konuşmuyor.” Ali başını salladı. “Çünkü nedenler ağır.” “Çözümler var mı sence?” Ali uzaklara baktı. “Var,” dedi. “Ama sadece kağıtta.” Hastanede Ayşe gece nöbetindeydi. Bir hasta yakını sessizce yanına geldi. “Hemşire hanım… bu yoksulluk nasıl geçecek?” Ayşe elindeki dosyaya baktı. Sonra hastanın yüzüne. “Bilmiyorum,” dedi dürüstçe. “Doktorlar bilmiyor mu?” Ayşe hafifçe gülümsedi. “Bazen hastalıklar ilaçla değil, hayatla ilgilidir.” Koridor sessizleşti. Emre okuldan döndüğünde Zeynep mutfakta oturuyordu. Ellerini masaya koymuş, düşünüyordu. “Anne,” dedi Emre tekrar, “gerçekten nasıl biter?” Zeynep oğluna baktı. Bu kez otomatik cevap vermedi. “İnsanlar,” dedi yavaşça, “birbirini görmeye başladığında.” “Görmek ne demek?” Zeynep düşündü. “Sadece bakmak değil… anlamak.” Emre başını salladı ama tam anlamadı. Yine de sustu. Gece Kemal Bey defterini açtı. Bir satır yazdı: “Yoksulluk sadece para eksikliği değildir; görülmeme halidir.” Kalemi bıraktı. Pencereye gitti. Şehir aynıydı. Ama artık herkes aynı soruyu biraz daha sessiz soruyordu: “Bu nasıl biter?” Ve belki de ilk kez cevap şuna yaklaşmıştı: Yoksulluk, sadece ekonomiyle değil, insanla biterdi.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.