Büyük iyilikleri tanımak için, küçük kötülükleri tanımamız gerekir. j.j.rousseau
Bir Dönemin Siyah Beyaz Fotoğrafı
Şehir griydi. Gökyüzünün griliği alışılmış bir şeydi; sonbahardan kalma bir yorgunluk gibi aylarca tepede asılı dururdu. Ama bu başka bir griydi. Bu kez renk sadece bulutlardan değil, insanların yüzle...
5. Bölüm

Sessizce Azalan Hayat

22 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
Kemal Bey emekliliğinin böyle olacağını hiç düşünmemişti. Gençliğinde emeklilik ona uzun bir dinlenme gibi görünürdü; sabah telaşının olmadığı, çayın daha yavaş içildiği, kitapların yarım bırakılmadığı bir zaman. Oysa şimdi emeklilik, dinlenmekten çok eksilmek gibiydi.

Her sabah aynı saatte uyanıyordu. Alışkanlık, insanın yaşlandıkça en sadık arkadaşı oluyordu. Saat altıda gözlerini açıyor, birkaç dakika tavana bakıyor, sonra yavaşça doğruluyordu. Eskiden bu hareket yalnızca bir hareketti; şimdi küçük bir mücadeleydi. Dizlerindeki ağrı, yaşın sessiz imzası gibi her sabah kendini hatırlatıyordu.

Yatak odasının perdesini araladığında sokak henüz tam uyanmamış oluyordu. Fırına giden gençler, servis bekleyen işçiler, işe yetişmeye çalışan kadınlar… Hayat dışarıda aceleyle akıyor, onun evi ise bu akışın biraz dışında kalıyordu.

Mutfakta çayı hep kendisi koyardı. Eşi Meryem Hanım birkaç yıl önce hastalanmış, o günden beri evdeki sessizlik başka bir biçim almıştı. Kadın hâlâ yan odada uyuyordu; ilaçlar onu daha uzun uykulara mahkûm etmişti. Kemal Bey artık yalnızca kendine değil, ikisine birden yetmeye çalışıyordu.

Çayı demledikten sonra ilaç kutusunu açtı. Sabah hapları ayrı, akşam hapları ayrı dizilmişti. Her kutu, her tablet küçük bir hesap demekti. Ay başında maaş yatar yatmaz ilk yapılan şey market alışverişi değil, eczane hesabı oluyordu.

Geçen ay doktor yeni bir ilaç yazmıştı. Eczacı fiyatı söylediğinde kısa bir sessizlik olmuştu. İnsan bazen sadece susarak tepki verebilirdi. Kemal Bey o gün ilacı hemen almamış, “yarın uğrarım” demişti. O yarın hâlâ gelmemişti.

Masaya oturdu. İnce belli bardakta çay, iki dilim ekmek ve biraz zeytin vardı. Peynir artık sık alınmıyordu. Reçel ise yalnızca torunlar geldiğinde sofraya çıkıyordu. İnsan bazı tatları misafire saklamayı öğreniyordu.

Televizyonu açtı. Sabah haberleri başlamıştı. Ekranda yine büyük kelimeler dolaşıyordu: reform, büyüme, istikrar, yeni paketler… Sunucunun sesi güçlüydü. Sanki ülkede herkes iyi yaşıyor da yalnızca birkaç kişi yanlış anlamış gibiydi.

Kemal Bey çayını karıştırdı. Kaşığın bardakta çıkardığı ses, televizyondaki bütün cümlelerden daha gerçekti.

Bir zamanlar tarih öğretmeniydi. Otuz beş yıl boyunca çocuklara savaşları, devrimleri, büyük değişimleri anlattı. Tahtaya yıllar yazdı, antlaşmalar anlattı, padişahlar ezberletti. Ama şimdi düşünüyordu da, hiçbir ders kitabı markette fiyat etiketi değiştiren kadını anlatmıyordu. Hiçbir tarih dersi, ayakkabısının tabanı delinmiş bir çocuğun yürüyüşündeki utancı yazmıyordu.

Oysa gerçek tarih belki de tam oradaydı.

Kapı çaldı.

Komşusu Hasan Abi’ydi. Elinde küçük bir poşet vardı.

“Sabah sabah rahatsız ettim hocam.”

“Olur mu Hasan, gel.”

Poşetin içinden iki mandalina çıktı.

“Dün halde biraz uygun buldum. Meryem abla sever diye düşündüm.”

Kemal Bey bir an konuşamadı. İki mandalina bazen bir insanın gururuna dokunur, bazen de kalbine.

“Gerek yoktu yahu…”

Hasan Abi hemen konuyu değiştirdi.

“Senin şu eski kitaplardan varsa, benim kız tarih ödevine bakacaktı.”

İyilik yapan insanlar çoğu zaman bunu yardım gibi göstermemeyi bilirdi.

“Var tabii,” dedi Kemal Bey. “Akşam getiririm.”

Hasan Abi çıktıktan sonra mandalinalara uzun süre baktı. Parlak turuncu renk mutfağın solgunluğuna fazla canlı geliyordu.

Meryem Hanım uyandıktan sonra mandalinalardan birini soydu. Kadın yavaş konuşuyordu artık.

“Kim getirdi?”

“Hasan.”

Kadın hafifçe gülümsedi.

“İyi adamdır.”

Kemal Bey başını salladı.

Mahallede herkes biraz birbirinin omzuna yaslanıyordu. Çünkü tek başına ayakta kalmak artık fazla pahalıydı.

Öğleden sonra eski öğrencilerinden biri aradı. Şimdi bankada çalışıyordu.

“Hocam, nasılsınız?”

Bu soru son yıllarda daha zor hale gelmişti.

Kemal Bey alışkanlıkla cevap verdi.

“İyiyim evladım.”

Sonra sustu. Çünkü bazen insan kendi yalanını kendi duyardı.

Telefon kapandıktan sonra pencerenin önüne geçti. Karşı apartmanın balkonunda çamaşırlar sallanıyordu. Aşağıda bir çocuk top peşinde koşuyordu. Bir kadın market poşetlerini iki eline bölmüş, ağırlığı dengelemeye çalışıyordu.

Hayat büyük olaylarla değil, küçük taşımalarla sürüyordu.

Akşam ezanı okunurken elektrik bir anda kesildi.

Ev karardı.

Televizyon sustu. Buzdolabının uğultusu bitti. Sokaktan birkaç ses yükseldi; pencereler açıldı, insanlar birbirine seslendi.

“Size de mi gitti?”

“Evet, bütün mahalle karanlık.”

Kemal Bey pencereye çıktı. Karşı dairede Zeynep mum yakıyordu. Bir alt katta Emre ders kitabını pencere ışığına yaklaştırmıştı. Hasan Abi dükkânın önünde telefon ışığıyla kepengi kontrol ediyordu. Ali apartman girişinde komşularla konuşuyordu.

Karanlıkta herkes birbirini daha net görüyordu.

Gündüz saklanan yorgunluklar, gece daha dürüst oluyordu.

Kemal Bey o an tuhaf bir şey hissetti. Yalnız olmadığını.

Yoksulluk insanı yalnızlaştırıyordu belki ama aynı zamanda görünmez bir bağ da kuruyordu. Herkes birbirinin sessizliğini tanıyordu.

Mumun ışığında Meryem Hanım sessizce örgü örmeye çalışıyordu. Eller biraz titriyordu ama bırakmıyordu.

Kemal Bey ona baktı ve düşündü:

İnsan bazen umutla değil, alışkanlıkla yaşar.

Ama bazen de alışkanlığın içinde saklanan şeyin adı umuttur.

Gece ilerledi. Elektrikler hâlâ gelmemişti.

Kemal Bey çayını karanlıkta içti.

Şehir sessizdi.

Ama o sessizliğin içinde herkes aynı cümleyi fısıldıyordu:

Dayan.

Bir gün daha dayan.

Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL