Şehir griydi. Gökyüzünün griliği alışılmış bir şeydi; sonbahardan kalma bir yorgunluk gibi aylarca tepede asılı dururdu. Ama bu başka bir griydi. Bu kez renk sadece bulutlardan değil, insanların yüzle...
Bayramın 9 güne çıkması haberini duyduklarında şehirde kısa bir kıpırtı oldu. Plan yapanlar, yola çıkmayı düşünenler, memlekete gitmenin hesabını kuranlar… Ama aynı anda başka bir gerçek de sessizce yerini aldı: herkes için aynı bayram değildi bu. Tatilin uzaması, imkânı olan için fırsattı; olmayan için ise sadece takvimde büyüyen boşluktu.
Zeynep o haberi duyduğunda bir an durdu. Bayram deyince aklına çocukluğu geldi; kalabalık sofralar, paylaşılan etler, komşular arasında gidip gelen tabaklar… Sonra bugüne baktı. “Kurban alacak para bizde yok” cümlesi içinden geçti, ağır ama tanıdık bir şekilde. Yine de bu düşüncenin içinde uzun süre kalmadı. Çünkü artık bayramın sadece alınanla değil, paylaşılanla kurulduğunu öğrenmişti.
Emre için bayram hâlâ bir heyecandı, ama eskisinden farklı bir heyecan. Yeni bir şey beklemekten çok, birlikte olmanın ne demek olduğunu anlamaya başlamıştı. Belki kurban olmayacaktı bu yıl, ama annesiyle hazırlayacağı küçük bir sofra, kapıyı çalacak bir komşu, paylaşılan bir tabak… Onun için bayramın anlamı yavaş yavaş değişiyordu.
Hasan Abi dükkânda bu konunun konuşulduğunu duydukça içinden bir şeyler hesapladı. Kimin durumu nasıl, kim ne yapabilir… Bayram yaklaştıkça bazı müşterilerin eli daha da daralacaktı, bunu biliyordu. Ama o da artık yalnız değildi. Geçen haftalardan beri büyüyen o görünmeyen bağlar, böyle zamanlar içindi sanki. Belki bir araya gelinip bir kurban alınır, belki et bölüşülür… Çare, tek başına arandığında zor; birlikte düşünülünce biraz daha mümkün görünüyordu.
Ayşe hastanede bayram nöbetini düşündü. Tatil uzasa da herkes dinlenemiyordu. Ama o da artık başka bir yerden bakıyordu. Belki hastanedeki hastalara götürülecek küçük ikramlar, belki mesai arkadaşlarıyla paylaşılan bir yemek… Bayram, bulunduğun yerde de kurulabiliyordu.
Kemal Bey o akşam defterine uzun uzun yazmadı. Sadece şu cümleyi ekledi: “Bayram, imkânla değil, niyetle başlar.” Çünkü kurban kesmek bir ibadetti, ama hatırlamak, gözetmek, paylaşmak da o ibadetin ruhuydu.
Şehir bayrama hazırlanırken, herkes kendi şartlarıyla bir yol bulmaya çalışıyordu. Kimi yola çıkacaktı, kimi evinde kalacaktı, kimi belki hiçbir şey yapamayacaktı. Ama o sessiz anlaşma hâlâ yerindeydi: kimseyi görmeden geçmemek. Ve belki de bu yüzden, kurban alamayan bir evde bile bayram eksik başlamayacaktı. Çünkü artık insanlar biliyordu bazen bir bayramı var eden şey, kesilen değil, bölüşülendi.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.