Büyük iyilikleri tanımak için, küçük kötülükleri tanımamız gerekir. j.j.rousseau
Bir Dönemin Siyah Beyaz Fotoğrafı
Şehir griydi. Gökyüzünün griliği alışılmış bir şeydi; sonbahardan kalma bir yorgunluk gibi aylarca tepede asılı dururdu. Ama bu başka bir griydi. Bu kez renk sadece bulutlardan değil, insanların yüzle...
20. Bölüm

Kırık oyuncak

17 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
Pazar dağıldıktan sonra sokak bir süre tuhaf bir sessizliğe büründü. Az önceki kalabalığın yerinde, yerde unutulmuş birkaç karton parçası ve rüzgârın sürüklediği ince bir toz kaldı. Ama o boşluk, eksiklik gibi durmuyordu. Daha çok, geride kalan bir anlamın nefes alması gibiydi. Sanki o alan, gün boyu kurulan bağları sindiriyor, şehrin geri kalanına yavaşça yayıyordu.
Zeynep eve döndüğünde aldığı eşyaları yerleştirmeye koyuldu. Ama bu kez her şeyi aceleyle kaldırmadı. Bir tabağı rafa koyarken durdu, dokundu, düşündü. Bu ev artık sadece kendi çabasıyla kurduğu bir yer değildi; başkalarının dokunduğu, iz bıraktığı bir alan olmuştu. Ve bu düşünce, ona garip bir güven verdi. Yalnız olmadığını hatırlatan küçük, sessiz bir güven.
Emre, pazardan aldığı oyuncağıyla oynarken eskisi gibi hemen sıkılmadı. Çünkü bu kez oyun sadece hayal etmekten ibaret değildi. Elindeki şeyin bir geçmişi olduğunu bilmek, ona yeni hikâyeler kurma isteği veriyordu. Oyuncağın kırık bir yerini parmağıyla yokladı, sonra kendi kendine “bunu tamir edebiliriz” dedi. Belki de ilk kez, bir şeyi olduğu gibi kabul etmek yerine, onu değiştirmeyi düşünüyordu.
Hasan Abi akşam dükkânı açtığında günün yorgunluğu yüzüne vurmuştu. Ama içindeki hafiflik daha baskındı. Tezgâhın arkasına geçip çayını doldurdu, kapıdan giren ilk müşteriye her zamankinden biraz daha dikkatli baktı. Çünkü artık her gelen, sadece alışveriş yapan biri değil, o görünmeyen ağın bir parçasıydı. Ve o ağ, fark edilmeden büyüyordu.
Ayşe o gece eve biraz daha geç geldi. Çantasından pazardan aldığı fincanı çıkardı, yıkadı ve kendine bir çay koydu. Pencerenin önüne oturup uzun süre dışarı baktı. Şehir yine aynıydı, sokak lambaları aynı sarı ışığı yayıyordu. Ama o ışığın altında yürüyen insanların artık birbirine daha yakın olduğunu hissediyordu. Bu his, yorgunluğunu tamamen almıyordu belki ama ona dayanacak bir yer açıyordu.
Kemal Bey ise o akşam defterini açmadı. Bunun yerine, gün boyunca gördüklerini zihninde tekrar etti. Yazıya dökmeden de bazı şeylerin kalabileceğini fark etti. Çünkü artık mesele kaydetmek değil, sürdürmekti. İçinden geçen tek düşünce şuydu: “Bir şey değişmeye başladıysa, onu korumak da en az başlatmak kadar önemli.”
Gece ilerledikçe şehir yavaş yavaş uykuya daldı. Ama bu kez o uyku, kaçış gibi değildi. Daha çok, ertesi güne hazırlanmak gibiydi. Çünkü artık herkes, küçük de olsa bir şeyin parçası olduğunu biliyordu. Ve belki de ilk kez, sabahın ne getireceğini merak etmek korkudan değil, ihtimalden doğuyordu.
Şehir değişmeye devam ediyordu. Sessizce, yavaşça, ama kararlı bir şekilde. Ve kimse bunu tek başına yapmıyordu. Çünkü artık herkes, birbirinin hikâyesine küçük de olsa bir cümle eklemeyi öğrenmişti.
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL