Şehir griydi. Gökyüzünün griliği alışılmış bir şeydi; sonbahardan kalma bir yorgunluk gibi aylarca tepede asılı dururdu. Ama bu başka bir griydi. Bu kez renk sadece bulutlardan değil, insanların yüzle...
Ertesi hafta, sabahın erken saatlerinde fırın önünde bekleyenlerin arasında aynı haber dolaşıyordu: halk ekmeğe zam gelmişti. Sözcükler kısa, etkisi ağırdı. Kuyruktaki insanların yüzünde şaşkınlıktan çok, tanıdık bir yorgunluk vardı. Sanki bu cümleyi daha önce de duymuşlar, sadece zamanı değişmişti. Zeynep haberi ilk duyduğunda içinden hızlıca bir hesap yaptı. Aynı parayla artık daha az ekmek alınacaktı. Sofra yine kurulacaktı belki, ama eksik olacaktı. Sonra durdu. Pazardan aldığı tabaklara, dolapta duran bölüşülmüş yiyeceklere baktı. Eksik dediği şeyin artık eskisi kadar keskin olmadığını fark etti. Çünkü o eksikliğin etrafında, paylaşmayı bilen bir düzen kurulmaya başlamıştı. Emre, annesinin yüzündeki o kısa duraksamayı fark etti. Ama bu kez soru sormadı. Bunun yerine sessizce sofrayı kurmaya yardım etti. Tabakları dizerken ekmeği daha dikkatli bölmesi gerektiğini anlıyordu. Bu, çocukça bir kabulleniş değildi; öğrenilmiş bir farkındalıktı. Ve belki de büyümek tam olarak buydu. Hasan Abi dükkâna gelen müşterilerden haberi duyduğunda başını sallamakla yetindi. Veresiye defterine yeni bir satır açtı, ama bu kez kalemi biraz daha yavaş hareket etti. Çünkü artık yazdığı rakamların ardında sadece borç değil, birlikte taşınan bir yük vardı. Bir müşteriye ekmeği uzatırken göz göze geldiler. Hiçbir şey söylenmedi. Ama ikisi de biliyordu: bu, tek taraflı bir alışveriş değildi. Ayşe hastanede öğle arasında kantine indiğinde fiyatların değiştiğini gördü. Küçük artışlar, büyük boşluklar yaratıyordu. Tepsisini alıp oturduğunda, karşısındaki meslektaşıyla ekmeğini paylaştı. Bu basit hareket, günün en gerçek anıydı belki. Çünkü bazen bir dilim ekmek, bir cümleden daha fazla şey anlatıyordu. Kemal Bey o gün defterini açtı. Bu kez yazmakta zorlanmadı. Cümle kendiliğinden geldi: “Zam, sadece fiyatları değil, insanların birbirine olan mesafesini de ölçer.” Yazdıktan sonra uzun süre kalemin ucuna baktı. Çünkü gördüğü şey, sadece artan sayılar değildi. Aynı zamanda, o sayılara rağmen azalmayan bir şeydi: birlikte durma isteği. Akşam olduğunda şehir yine kendi sesine döndü. Ama bu kez o sesin içinde ince bir direnç vardı. Kimse yüksek sesle konuşmuyordu, kimse büyük sözler etmiyordu. Ama insanlar, küçük şeylerden vazgeçmemeyi seçiyordu. Bir ekmeği bölmek, bir lokmayı paylaşmak, bir kapıyı açık tutmak… Ve belki de en önemli değişim yine oradaydı: şartlar ağırlaştıkça, insanların birbirine tutunma biçimi de güçleniyordu. Çünkü artık herkes biliyordu ki, yük artabilir. Ama o yük, birlikte taşındığında insanı yere değil, birbirine yaklaştırır.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.