Şehir griydi. Gökyüzünün griliği alışılmış bir şeydi; sonbahardan kalma bir yorgunluk gibi aylarca tepede asılı dururdu. Ama bu başka bir griydi. Bu kez renk sadece bulutlardan değil, insanların yüzle...
Sonraki günler, büyük bir kırılma yaşanmadan, yavaş ve sessiz bir değişimle akıp gitti. Şehir hâlâ griydi; yoksulluk hâlâ vardı, eksikler hâlâ yerli yerindeydi. Ama artık o eksikliklerin etrafında başka bir şey dolaşıyordu: görmezden gelinmeyen bir gerçeklik, ertelenmeyen bir sorumluluk ve en önemlisi paylaşılmaya başlanmış bir yük. İnsanlar hâlâ aynı soruyu soruyordu belki “Bu nasıl biter?” ama artık bu sorunun cevabını tek bir yerden, tek bir kişiden, tek bir günden beklemiyordu.
Zeynep bir akşam sofrayı kurarken Emre’ye baktı. Çocuk eskisi gibi aynı soruyu sormuyordu artık. Ama bu, cevabı bulduğu anlamına gelmiyordu. Sadece artık sorunun ağırlığını tek başına taşımadığını öğrenmişti. Zeynep o an şunu fark etti: bazı cevaplar kelimelerle değil, birlikte yaşanarak veriliyordu.
Hasan Abi dükkânı kapatırken veresiye defterine son bir kez göz attı. Borçlar duruyordu. Rakamlar silinmemişti. Ama artık o sayfalar sadece eksiklerin kaydı değildi. Aralarında görünmeyen bir şey vardı: dayanışmanın izleri. Defteri kapattığında ilk kez içinden “bu yük taşınabilir” diye geçirdi.
Ayşe hastaneden çıkarken gökyüzüne baktı. Yorgundu, her zamanki gibi. Ama bu yorgunluk çaresizliğe benzemiyordu. Çünkü artık yalnızca iyileştirmeye çalışmıyor, aynı zamanda tutunacak küçük bağlar da kuruyordu. Ve bazen bir insanın iyileşmesi, ilaçtan önce o bağlarla başlıyordu.
Kemal Bey o gece defterini son kez açtı. Uzun süre yazmadı. Çünkü artık söyleyeceklerinden çok, gördükleri vardı. Sonunda tek bir cümle yazdı: “Yoksulluk, paylaşılmadığında kader; paylaşıldığında ise değiştirilebilir bir hikâyedir.” Kalemi bıraktı. Bu bir sonuç değildi. Ama bir son da değildi zaten.
Şehir yine sessizdi o gece. Ama bu kez o sessizlik bekleyiş değil, bir tür anlaşmaydı. Kimsenin yüksek sesle ilan etmediği, ama herkesin içten içe kabul ettiği bir anlaşma: Kimseyi görmeden geçmemek, kimseyi eksik bırakmamaya çalışmak.
Ve belki de hikâyenin asıl sonu tam olarak burada yazılmadı. Çünkü bu, biten bir hikâye değildi. Yoksulluk bir günde ortadan kalkmadı. Sorular tamamen cevaplanmadı. Ama bir şey kesin olarak değişti: insanlar artık o soruyla yalnız değildi.
Son cümle, hiçbir deftere yazılmadı. Ama herkesin içinde aynı şekilde yankılandı: Bir şehir, ancak birbirini gerçekten görmeye başladığında değişir.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.