Şehir griydi. Gökyüzünün griliği alışılmış bir şeydi; sonbahardan kalma bir yorgunluk gibi aylarca tepede asılı dururdu. Ama bu başka bir griydi. Bu kez renk sadece bulutlardan değil, insanların yüzle...
Cumartesi günü kurulan bit pazarında alışveriş yapmak, şehirdeki o sessiz değişimin en görünür hâllerinden biriydi. Sabahın erken saatlerinde kurulan tezgâhlar, sadece eski eşyaların değil, hikâyelerin de yan yana dizildiği yerlerdi. Kimisi yıllardır kullanılmayan bir ceketi getirir, kimisi çocukluğundan kalma bir oyuncağı… Ama aslında herkes, biraz da kendi yükünü hafifletmek için gelirdi. Zeynep kalabalığın arasında yavaş yavaş dolaşırken, her eşyanın ardında bir hayat olduğunu hissediyordu. Elini uzattığı bir tabak, belki yıllarca bir sofranın ortasında durmuştu; aldığı bir kazak, başka bir kışın soğuğunu taşımıştı. Ama şimdi bunlar, yeni bir evin parçası olacaktı. Zeynep için bu alışveriş, eksiklerini tamamlamaktan çok, bir döngünün parçası olmaktı. Emre ise pazarda en çok eski oyuncakların olduğu tezgâhı seviyordu. Parlak ve yeni değillerdi, ama her biri sanki daha önce bir çocuğun hayalini taşımıştı. Bir arabayı eline alıp uzun uzun incelemesi, aslında o oyuncağın geçmişini anlamaya çalışması gibiydi. Ve belki de ilk kez, bir şeyin değerinin sadece “yeni” olmasından gelmediğini öğreniyordu. Hasan Abi de o gün dükkânı geç açtı. Çünkü o da pazara uğramayı ihmal etmiyordu artık. Tezgâhların arasında dolaşırken tanıdık yüzlerle selamlaşmak, kısa sohbetler etmek, belki bir ihtiyacı olanın eline fark ettirmeden bir şey tutuşturmak… Bunlar onun için alışverişten çok daha anlamlıydı. Çünkü pazar, paranın değil, niyetin de dolaşımda olduğu bir yerdi. Ayşe, nöbetten çıkıp uğradığında yorgunluğu hâlâ üzerindeydi. Ama kalabalığın içinde kaybolmak ona iyi geliyordu. Bir tezgahtan aldığı küçük bir fincanı çantasına koyarken, bunun sadece bir eşya olmadığını biliyordu. Bazen böyle küçük şeyler, insanın kendine tutunması için bir sebep olabiliyordu. Ve o sebep, günün ağırlığını biraz daha taşınabilir kılıyordu. Kemal Bey ise pazarı uzaktan izlemeyi tercih etti o gün. Bir köşede durup insanların akışını seyretti. Kim ne alıyor, kim ne bırakıyor, kim sadece bakıp geçiyor… Ama en çok da insanların birbirine nasıl baktığına dikkat etti. Çünkü artık mesele eşya değildi. Mesele, o eşyanın etrafında kurulan görünmez bağlardı. Gün ilerledikçe pazar yavaş yavaş dağılmaya başladı. Tezgâhlar toplandı, sokak yeniden eski hâline döndü. Ama geride sadece boş bir alan kalmadı. O gün kurulan küçük temaslar, yapılan paylaşımlar, edilen sohbetler şehrin içine karıştı. Ve belki de en önemlisi, insanlar bir kez daha şunu hatırladı: bazen en büyük değişim, en mütevazı yerlerde başlar.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.