🌲 Yeşilderem – Meşelikten rüzgâr esende yurdum,İdris dağın’ın eteklerine yaslanmış küçük bir köydü. Evler birbirine uzak değildi yan yana damları bitişik ama kimse kimsenin nefesini bastırmazd...
Yeşilderem’in insanları birbirine benzer hepsinin ten rengi güneşin ışıkları yakmış gibi görünse de, her biri kendi sessiz hikâyesini taşırdı o kocaman Engin yüreklerinde. Köy küçük ufacık tefecik olduğu için herkes birbirini tanır, ama kimse kimsenin içini tam bilmezdi. Bu, dereşıhın bir kenara not alınmamış yazılmamış kuralıydı: Herkes her şeyi duyar bilir ama herkes her şeyi söylemezdi.
Köyün yaşlıları, meydandaki yani camii'nin yanındaki ardıç ağacının gölgesinde otururdu. Onlar ileri geri konuşmaz,köyde onların hakkında ileri geri konuşmazdı. Bir sözün ağırlığını, mânâsını bir bakışın anlamını en iyi onlar bilirdi. Gençler onların yanından geçerken sesini alçaltır, kadınlar selam verirken başını hafifçe eğerdi. Bu saygı zorla değil, alışkanlıkla gelenekten gelip yerleşmişti.
Kadınlar köyün görünmez direğiydi hatta evlerin ocakların sağlam mağrur birer direği. Sabahın ilk ışığında çeşme başında buluşur,hasbihal edilir su doldururken hem günün işini planlar hem de köyün nabzını tutarlardı. Bir gelinin yüzündeki gülüşü, bir annenin gözündeki karamsarlığı kaygıyı gölgeyi ilk onlar fark ederdi. Ancak kimseyi utandırmazlardı; Yeşilderem’de kadınların sözü yüksek değil, derinden mânâya giderdi.
Erkekler daha sessizdi, bilinmez hayatın yükümü yoksa genelde Çok konuşmaz, çok anlatmazlardı. Tarlaya giderken telaşla yan yana yürür, ama çoğu zaman kelimeler değil, adımlar konuşurdu. Bir erkeğin iyi olup olmadığını sesinden değil, Erkenden rızık peşine koşma hızından, Kuşluk vakti tarlaya çıkışından anlardın. Dağcı Osman da bu düzenin içindeydi; az konuşan, çok düşünen, ölçülü bir adamdı.
Kaynana dediğin, evin hem gölgesi hem direği Hemi toprak canlı anasıydı. Ne bağırır ne çağırırdı; ama bir bakışıyla evin düzenini kurardı. Göllü Kız’ın kaynanası da böyleydi. Sözleri kısa, ölçüsü yerindeydi edepli Erkan bilen, Bir gelinin nasıl oturacağını, nasıl kalkacağını, nasıl konuşacağını yüksek sesle öğretmezdi; sadece izler, gerektiğinde bir cümle söylerdi. O cümle de çoğu zaman yeterdi Anadolu öğretisi için.
Çocuklar köyün en özgür ruhlarıydı pırıl pırıl gözler tozun içinde koşar, dere kenarında oynar, harabı bağlayan köprünün taşlarına tırmanırdı. Onlar için köy büyük bir oyun alanıydı tabiiki çoğu çocuk öyle değildi kimi tarlada kimi bağda kimi İdris sultanda bir görev icra ederdi. Ama akşam ezanı duyulduğunda herkes evine dönerdi; bu da köyün kendi ritmiydi.
Köyün yaşlı kadınları, düğünlerde ve kına gecelerinde en önde olurdu ,anlamlı bin yıllık tarihten gelen maniler hikayeler ağıtlar Onların sesi, türkülerin ve Yrşilderemin yönünü belirlerdi. Bir ağıtın nerede yükselip nerede kısılacağını onlar bilirdi. Göllü Kız’ın ve köyün diger gençlerinin kınasında da en çok onların sesi duyulmuştu; çünkü onlar, bir gelinin gözündeki yaşın ne anlama geldiğini herkesten iyi anlardı.
Yeşilderem’de kimse yalnız kalmazdı genelde hepsi birbirine akrabaydı,ama herkesin kendi hanesi kendi yalnızlığı vardı. Bir evde ateş baca tütüyorsa , komşu ev de onun sıcaklığını hissederdi yan yana evler toprak damlar bir birine ulalıydı. Bir evde sessizlik varsa, köyün geri kalanı o sessizliğin sebebini merak eder ,herkez kapıyı çalıp “ne oldu” diye sorardı; çünkü köyde merak yüksek sesle değil, davranışla adapla gösterilirdi.
Ve herkes bilirdi: Yeşilderem’de insanın sesi değil, hâli, yazgısı, kaderi ,gözleri,konuşurdu. Birinin nasıl yürüdüğü, nasıl baktığı, nasıl sustuğu… Bazen bir sözden daha çok şey mânâ ifade ederdi...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.