🌲 Yeşilderem – Meşelikten rüzgâr esende yurdum,İdris dağın’ın eteklerine yaslanmış küçük bir köydü. Evler birbirine uzak değildi yan yana damları bitişik ama kimse kimsenin nefesini bastırmazd...
🌲 Yeşilderede – Köyümde gündelik süre gelen yaşam.. Eski Yeşildere yani tarihten gelen ismi olan Dereşıh ile ilgili yazı...
Hayal ürünüdür temanın kişilerle ilgisi yoktur
Yeşilderem, İdris dağın’ın eteklerine yaslanmış küçük bir köydü. Evler birbirine uzak değildi yan yana damları bitişik ama kimse kimsenin nefesini bastırmazdı sözümü çigmezdi. Taş duvarlar, toprak damlar, ardıç kokusunu tutan avluları vardı, Hepsi köyün kendine has dinginliğini sessizliğini taşırdı. Sabahları horozların sesi birbirine karışır, İdris Sultan’dan inen serinlik evlerin kapı aralıklarından içeri süzülürdü. Güneş yükseldikçe köy yavaş yavaş uyanır, her ev kendi ritmine göre güne başlardı.
Köyün ortasında küçük bir meydan ve camii vardı. Meydanın bir yanında pınar, diğer yanında yaşlı bir ardıç ağacı dururdu. Pınarın başı her sabah kadınların buluşma yeriydi; su doldurulur, kısa kısa konuşulur, sonra herkes kendi rutin işine dağılırdı. Ardıç ağacı ise köyün hafızası gibiydi. Kimse yüksek sesle söylemezdi ama herkes bilirdi: o ağacın gölgesine oturan, içindekini saklayamazdı sohbet sohbeti açardı.
Yeşilderem’de hayat aceleyle akmazdı. Her şeyin bir zamanı, her sözün bir ölçüsü vardı. Sabahın erken saatleri ev içi işler içindi; su taşınır, hamur yoğrulur, ocak yakılırdı. Sabahın ilk ışıklarıyla erkekler tarlaya gider, kadınlar evin düzenini sürdürürdü. Akşamüstü rüzgâr hafifler, köyün üstüne ince bir sessizlik çökerdi. Bu sessizlik, kimseyi rahatsız etmezdi; aksine, köyün nefesi gibiydi.
Köprü ise köyün en eski yeriydi,taş kemeri yılların ağırlığını taşır, altından geçen suyun sesi mevsime göre değişirdi. Köylüler köprüden geçerken konuşmazdı. Bu bir yasak değildi; sadece bir alışkanlık, bir saygıydı. Çünkü herkes bilirdi: köprü, insanın içinden geçirdiğini duyardı.
Yeşilderem’de töre sert değildi ama belirgindi. Kimseyi zorlamazdı; sadece yol gösterirdi. Yeni gelin sabah erken kalkar, evle barkla ocakla ilgilenirdi. Kaynana sözü ölçülü olurdu. Erkekler çok konuşmaz, kadınlar çok susmazdı. Herkes kendi yerini bilirdi ama kimse kimseyi ezmezdi. Köyün düzeni böyle kurulmuştu.
Akşamları evlerin bacalarından duman yükselir, ardıç kokusu rüzgârla birlikte bütün köye yayılırdı. Bu koku, Yeşilderem’in en tanıdık sesiydi. İnsanlar birbirine “nasılsın” demeden önce o kokuyu duyardı. Çünkü bu koku, köyün yaşadığını hatırlatırdı.
Yeşilderem’de hayat büyük olaylarla değil, küçük anlarla sevgiler mutluluklarla akardı. Bir kapı gıcırtısı, bir horoz sesi, bir kızların çeşme başındaki gülüşü, bir çocuğun toprakta bıraktığı iz… Hepsi köyün hikâyesinin bir parçasıydı. Ve bu hikâyeyi kimse tek başına yazmazdı. Köy, herkesin elinden biraz alır, biraz bırakırdı.
Yeşilderem böyle bir yerdi işte. Sessiz ama canlı,Yurd olmuş Küçük ama derin,yöremizdi. Görünüşte sıradan bir köydü ama içinde sakladığıyla bambaşka.
Ve bu köyde, her yeni gün bir şeyleri değiştirir, bir şeyleri yerinde bırakırdı.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.