🌲 Yeşilderem – Meşelikten rüzgâr esende yurdum,İdris dağın’ın eteklerine yaslanmış küçük bir köydü. Evler birbirine uzak değildi yan yana damları bitişik ama kimse kimsenin nefesini bastırmazd...
Oyarak doruğundan meşelikten bir rüzgar eser dereşıha.
(Hayal ürünüdür şahıs ve kurumlarla ilgisi yoktur)
Ardıcımda şimşir dalları..
İkinci Bölüm: Söz
Elmadağ’ın akşamı ağır ağır iner. Güneş sarayyadan hasanoğlan Ovası’nın ardına çekilirken,bizim köyde bir telaş başlar; ama bu, gündelik telaş değildir. Bu, söz alma telaşıdır.
Dağcı Mustafanın evinde, büyükler toplanmıştı. Kapının eşiğinde ayakkabılar dizili, içeride bakır tepsiler hazırlanmıştı. Kahve cezvesi ocakta ağır ağır kaynıyor, telvesi kabarıp geri çekiliyordu. Osmanın anası, başörtüsünü düzeltti: “Bugün diline sahip ol oğul. Söz büyüğün.” Osman başını eğdi: “Baş üstüne ana.” Hasan Karaca, bastonunu alıp kapıya yöneldi: “Hadi,” dedi. “Kız kapısı naz kapısıdır. Gidip kapıyı usulünce çalalım.” Göllü kızın evi o akşam ışıl ışıldı. Kadınlar içeride, kızın başını örmüş, yüzünü hafifçe allar sürmüşlerdi. Göllü kız’ın kalbi, göğsünde bir kuş gibi çırpınsa da yüzü oldukca sakindi. “Sabır,” dedi teyzesi. “Sabreden muradına erer.” Kapı çalındı. İçeride bir sessizlik oldu. Sonra kapı açıldı. Misafirler içeri alındı. Selamlar verildi, yerler gösterildi.eller kalbe bastırılıp tek tek "Merhâbâ denildi. Bir süre havadan sudan konuşuldu,Göçten kuzudan yayladan ottan çöpten Bu adettendi. Söz hemen söylenmezdi; söz, ağır ağır gelirdi Sonunda Hasan karaca, boğazını temizledi öhhe öhhe dedi “Allah’ın emri, Peygamber’in kavliyle…” diye başladı. O an, odadaki herkes nefesini tuttu. “…kızınız göllüyü’ oğlumuz Osmana’isteriz.” Söz, yerini bulmuştu. Göllü ’kızın babası, sakalını sıvazladı. Gözleri kızına kaydı, sonra misafirlere döndü. “Kız, evin gülü,” dedi. “Gül dalından koparılır ama solmamalı.” Kısa bir sessizlik… Sonra başını salladı: “Hayırlıysa, biz de verdik.” O an, içeride bir ferahlık yayıldı. Kadınların yüzü güldü. Erkekler derin bir nefes aldı. Kahveler geldi. Ama bir fincan vardı ki, farklıydı. Göllü, osmana’uzattığı kahvenin içine tuz katmıştı. Bu da adettendi. Sabır ölçülürdü, niyet sınanırdı. Osman fincanı aldı. Bir an göz göze geldiler. Bir yudum aldı. Yüzü değişmedi.Bir yudum daha. Sonunda fincanı indirdi.“Eline sağlık,” dedi. Odadaki yaşlılardan biri gülümsedi: “Sabreden, sevdiğini alır.” O gece söz kesildi. Küçük bir yüzük, ince bir iplikle bağlandı. Dualar edildi. Bir kadın, ince bir sesle bir deyiş tuttu: “Bir yüzükle bağlandı söz,mahşere Gönül düştü yârin izine,düşlerle, Dünya dediğin üç günlük,ömürde, Sevda kalır özün özüne…”
O akşam, köyde görünmeyen bir şey değişti. İki ev artık tek bir yola girmişti. O yolun adı: Yuva idi.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.