🌲 Yeşilderem – Meşelikten rüzgâr esende yurdum,İdris dağın’ın eteklerine yaslanmış küçük bir köydü. Evler birbirine uzak değildi yan yana damları bitişik ama kimse kimsenin nefesini bastırmazd...
(Hayal ürünüdür şahıs ve kurumlarla ilgisi yoktur)
(Köprüdeki İşaret)
Köyün yukarısındaki haraba geçmeye yarayan taş köprüye varıldığında sabahın serinliği hâlâ kemiklere işliyordu Mehmet emmi buydum diyerek titriyordu.
Ama köprünün üstünde duranlar, serinlikten değil, gördüklerinden ürpermişti. Köprünün kementinde taşın tam ortasında, yosun tutmuş yüzeyin üzerine murç ve çekiçle kazınmış bir işaret vardı, Ne bir harf, ne bir damga… sanki bir sembol. Daha çok yarım bırakılmış bir daire, içinden geçen ince bir çizgi kartal tırnağının ucunda Altınbaş yılan vardı. Köyde böyle işaretler hiç görülmemişdi. Her çizginin bir sahibi, her gölgenin bir hikâyesi olurdu.
Hasan Karaca bastonunu taşın üstüne hafifçe vurdu. La bebeler ilk defa görüyorum böyle bir şey ; “Bu, eski bir nişandır,” dedi. “Köyün unutmak istediği bir hatıranın izi.” olabilirmiydi bu?
Yanındakiler ürperdi köyün ileri gelenleri Kimse konuşmadı. Köprüdeki işaret, sabah rüzgârında bile ağırdı.
Osman kalabalığı yararak öne geçti. İşarete baktı. Gözleri bir an karardı.
“Bunu kim yapmıştır?” dedi, sesi kısık, sesi derinde. Kimse cevap vermedi. Çünkü herkesin aklında aynı ihtimal vardı ama kimse söylemeye cesaret edemiyordu.
Dağcı Mustafa oğlunun omzuna dokundu. “Dikkatli ol,” dedi. “Bu işaret, sana değil… bize.”
Osman başını kaldırdı. “Bize neden işaret olsun ki baba?”
Dağcı Mustafa gözlerini köprüden ayırmadan konuştu: “Düşman bazen uzaktan gelir oğul… bazen de aynı köyün içinden.”
O sırada köprünün öbür ucunda Göllü Kız belirdi. Teyzesiyle birlikte suya inmişlerdi ama kalabalığı görünce adımları yavaşladı.
Gözleri işarete takıldı. Bir an nefesi kesildi.
Teyzesi fısıldadı: “Kızım… bu işaret hayra alamet değil.”
Göllü Kız’ın parmakları istemsizce boynundaki ardıç kolyeye gitti. Kolyeyi tuttu, sanki içindeki korkuyu bastırmak ister gibi. Osman onu görünce bir adım attı. Ama Göllü Kız’ın gözlerinde o sabah ilk kez korku vardı. Köprü, iki gencin arasında duran görünmez bir duvar gibiydi.
Hasan Karaca ağır ağır konuştu: “Bu işaret… bir uyarıdır zannımca Söz kesildi diye herkes sevinmez. Kimi sevdaya bakar, kimi kıskançlığa.”
Köyün rüzgârı o an yön değiştirdi. Ardıç kokusu değil, eski bir hesabın kokusu dolaştı havada. Kim çözer bunu Dağcı Mustafa başını salladı: “Çıkmaz oğul. Gölge adam gölgede durur.”
Göllü Kız, köprünün taşına kazınmış işarete baktı. Sanki o çizgi, kaderinin üstüne çekilmiş ince bir bıçak gibiydi.
Teyzesi kolundan tuttu: “Yürü kızım. Bu köprü bugün ağır.”bir hüzün havası var
Göllü Kız geri çekilirken Osman’ın gözleri onun gözlerine değdi. İkisinin de içinden aynı söz geçti ama kimse söylemedi:
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.