kokusunu yitirmiþ kekik otlarý gibi kimsesiz
gözleri ay ýþýðý yolunda
dönmeyenleri bekleyen kadýnlar gibi sessiz
o aðýtlar ki, içinde yitik inançlar saklayan bir koca deniz
ve o denizlerden gelen son fotoðraf ki,
iþte o gün veda vaktidir bitanem
gün gelir birbirine eðreti dikiþlerle tutturulmuþsa eðer
gökyüzü ve denizler
gün gelir kýyamet tarafýndan hafif bir yel eser
patlarsa ufuktaki çizgiler
baharsýz polenler gibi derinlerde kaybolurken
bütün masmavi düþler çýkarsa su yüzüne
gözyaþý olup
bir tepenin yamaçlarýndan el sallanýlýrsa eðer
iþte o saat gitme vaktidir bitanem
þafak kýzýllýðýnda seni sevmek
seni sevmek tepeden-týrnaða,
katýksýz ekmek gibi sevmek memleketi
uzak daðlarýnda koklarken saçlarýný,
ayak izlerin kumsalda kum tanesi
yani doðumdan baþlayan bir kavga,
susmayacak çýðlýðýyla, ölüme kadar
sorarsan anlatýrlar sana,
bu yolda ölen bütün yoldaþlar bitanem
þafak kýzýllýðýnda sevmek memleketi
memleketi sevmek, kan- ter içinde soluksuz
sözlerim þimdiden ýslak dudaðýmda
bir yaprak gibi kuruyor iþte
bu dizeleri kollarým sonuna kadar açýkken yazacaðým
duyulsun kalbimin orda kaç kez çarptýðý
ve þarkýmý ölümü göze alarak söyleyeceðim bitanem
düþen damlalar gibi büyüyorken hayaller
dinlenen þarkýlarýn en güzeli olacaktý masallarda kalan sesler
perdenin arkasýndaki karanlýk ne ay, ne yýldýzlar ne de geceydi
çözülemeyecek bir bilmecenin yazýlmayan bütün kelimeleriydi
yokuþ desenli ayak izleri gibi üzerine sim dökülmüþ güzergahlar
tutacak ellerinden ilk adýmý attýrmak için bitanem
þimdi o kýr lokantasýnýn en köþe masasýndayým
seninle daha önce bir gün mutlaka gidelim dediðimiz
ve belki de bir gün bir kaçamak olup geldiðimiz
ya da bundan sonra asla gelemeyeceðimiz
aðaçlarý yapraksýz, dallarý budanmýþ
hatta kökünden acýmasýz kurutulmuþ
o kýr lokantasýndayým kimsesiz
garson yaklaþýyor sessizce ve soruyor ne istediðimi
bekleyelim önce bitanem gelsin diyorum
redfer