0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
104
Okunma

Terörist başı Öcalan’ın İdris-i Bitlisî hakkında söylediği sözler, yine bildiğimiz “Osmanlılar, Safevîler, Kürtler ve Türkmenler” ekseninde yapılan tartışmaları alevlendirdi. Ortaya atılan iddialar ve bunlara yönelik itirazlar, bu meselenin doğru bir şekilde algılanmasında henüz bir arpa boyu yol alınamadığını gösteriyor.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; ne ortada homojen bir “Türk-Kürt ittifakı” vardır ne de Yavuz ile İdris-i Bitlisî arasında bir “ortaklık” söz konusudur. Yavuz Sultan Selim bir Osmanlı hükümdarı olarak, eski bir Akkoyunlu bürokratı olan İdris-i Bitlisî ile denk konumda değildir; bu yüzden eşit bir ortaklıktan bahsedilemez. Bitlisî, Yavuz’un doğuda Osmanlı siyasetini ikame etmek için yararlandığı mühim unsurlardan sadece bir tanesidir.
Şah İsmail’in 1501’de Tebriz’i ele geçirmesi, sonrasında ise Irak’ta Akkoyunlu’nun son sultanı Murad’ı Elma Kulağı Savaşı’nda yenmesiyle uyguladığı katı Şiî teokratik siyaset, sayısız Akkoyunlu Türkmen aşiretinin Osmanlı’ya, Dulkadiroğulları’na ve Memlûklere sığınmasına yol açtı. Yavuz Sultan Selim, babası II. Bayezid’in Şah İsmail’e karşı uyguladığı denge siyasetinin aksine, bu Safevî muhalifi unsurlara aktif bir şekilde alan açma siyasetini tatbik etti. Bu stratejinin en somut meyvesi Çaldıran Savaşı’nda alındı. Çaldıran’da, son Akkoyunlu Sultanı Murad Bey ve Akkoyunlu Türkmen Beyi Ferahşad Bey, onları destekleyen ve sonradan "Bozulus" ismi verilecek olan Türkmen aşiret unsurlarıyla aktif bir şekilde Osmanlı safında yer aldılar. Hatta savaşın kazanılmasında, Ferahşad Bey’in casusunun, Osmanlı ordusuna karşı "kavruk toprak" (lojistiği kesme) politikası uygulayan Safevîleri Çaldıran ovasına çekmesinde büyük bir rolü vardı.
Peki tartışmalara konu olan İdris-i Bitlisî ne zaman sahneye çıkmıştır? Bitlisî’nin esas rolünü oynadığı yer Çaldıran Savaşı değil, 1516 Koçhisar Savaşı’dır. İdris-i Bitlisî’nin ikna ettiği bazı Kürt aşiretleri bu savaşta Bıyıklı Mehmed Paşa komutasında savaşmışlardır. Buna rağmen bu süreci “Türk-Kürt ittifakı” olarak okumak yanlıştır; zira Safevîler safında savaşan ve “Şah’ın Kürtleri” diyebileceğimiz topluluklar da mevcuttur. Şeref Han Bitlisî’nin Şerefname adlı eserinde verdiği bilgilere göre; Pazukî, Çemişgezek, Hınıslı ve Ardalan olarak adlandırılan Kürt grupları Safevîler tarafında saf tutmuşlardır.
İdris-i Bitlisî üzerinde yürütülen tartışmalarda ofsayta düşülen üç temel nokta vardır: Birincisi Yavuz Sultan Selim tarafında savaşan Safevîzede Akkoyunlu Türkmenler, ikincisi Şah İsmail cephesinde savaşan Kürt aşiretleri ve son olarak da İdris-i Bitlisî’nin Uzun Hasan’ın oğlu Sultan Yakup dönemindeki "Akkoyunlu bürokrat" kimliğidir. Bu tartışmalarda, Türkiye’deki tarih müfredatının Akkoyunlu mirasını salt Otlukbeli Savaşı ve Uzun Hasan–Fatih Sultan Mehmed rekabeti çerçevesine sıkıştırmasının, yani genel bir Akkoyunlu tarihi bilgisizliğinin de rolü büyüktür.
Sonuç olarak, bu tartışmaların popülist zeminden kurtulup sağlıklı bir mecraya taşınması için, İdris-i Bitlisî hakkında bugüne kadar yapılmış en nitelikli çalışma olan Vural Genç’in Türk Tarih Kurumu yayınlarından çıkan “Acem’den Ruma Bir Bürokrat ve Tarihçi İdris-i Bidlîsî” adlı eserinin satır satır incelenmesinde ve tarih tartışmalarında birincil referans kaynağı olarak kabul görmesinde büyük fayda vardır.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.