0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
143
Okunma
Bir kadın, yıllarca aldatılmakla neden tehdit edilir?
Ve bir kadının aldatılmasından daha acı olan, bazen kiminle aldatıldığını bilmesidir.
Çünkü o andan sonra ihanet, yalnızca bir ihanet olmaktan çıkar; bir karşılaştırmaya dönüşür.
Kadın aynanın karşısına geçer.
Kendine bakar.
Yüzünü, bedenini, yaşını, eksiklerini didikler.
Hatta yıllarca kendisine dikte edilen o sözde eksiklikleri...
“Onlarda ne vardı?”
“Bende ne yoktu?”
“Neyi benden daha iyi yaptılar?”
Sonra bir gün gelir, tehditler gerçeğe dönüşür. Üstelik henüz gerçek bir ayrılık bile yaşanmamışken...
Ve kadın, farkında olmadan, hiç tanımadığı kadınlarla yarışmaya başlar.
Oysa ortada bir yarış yoktur.
Çünkü mesele diğer kadın değildir.
Diğer kadın, çoğu zaman hikâyenin öznesi bile değildir. O yalnızca; eşinin açgözlülüğünün, doyumsuzluğunun, sınır tanımayan arzusunun ya da yıllardır alışkanlık hâline getirdiği davranışların değdiği başka bir insandır.
Bugün biri vardır, yarın bir başkası.
Çünkü bazı insanların meselesi, karşısındaki kadının güzel, genç, çekici olması ya da kendisinde olmayan bir şeye sahip olması değildir.
Mesele, hiçbir şeyin onlara yetmemesidir.
Hiçbir şeyden gerçekten memnun olamamalarıdır.
Oysa gerçek bağlarla kurulmuş bir aile, eş ve yuva; insanın kolayca harcayabileceği şeyler değildir.
Ve insan, sadakatsizliği karşısındakinin eksiklikleri yüzünden seçmez.
Hatta bazen mesele, sizin eksiklikleriniz değil, fazlalıklarınızdır.
Sevginiz fazla gelmiştir.
Sadakatiniz fazla gelmiştir.
Verdiğiniz emek, kurduğunuz düzen, taşıdığınız sorumluluk ağır gelmiştir.
Sadakatsizliği seçen kişi, her şeyden önce kendi karakteriyle ilgili bir karar verir.
Bu yüzden aynaya bakıp kendini sorgulama.
Çünkü senin yerine bir başkasını koymuş olması, senin değerini azaltmaz.
Sadece onun, sahip olduğu şeyin kıymetini; yaşı kaç olursa olsun, hâlâ taşıyabilecek bir olgunluğa erişemediğini gösterir.
Belki de en büyük yanılgı şudur:
Sen, onun seni başka bir kadınla değiştirdiğini sanırsın.
Oysa sen çıtayı öyle bir yükseltmişsindir ki, çoğu zaman kimse senin yerini dolduramaz.
O yalnızca kendi içindeki boşluğu doldurmak için birilerini hayatına koyar.
Bugün sen.
Yarın o.
Sonra bir başkası...
Değişen kadınlardır.
Değişmeyen ise onun kendisidir.
Bu yüzden ihanetten sonra kendine soracağın soru:
“Onda ne vardı?”
olmamalı.
Asıl soru şu olmalı:
“Ben neden kendi değerimi, bana yapılan bir kötülüğün ölçüsüne göre belirliyorum?”
Çünkü seni aldatan bir adamın tercihi, senin değerinin terazisi değildir.
Ve diğer kadın senin rakibin değildir.
Asıl mesele, elindekiyle yetinmeyi bilmeyen; sahip olduklarının kıymetini koruyamayan adamdır.
O kadın senin yerini almadı.
Senin yerini hiçbir zaman başka bir kadının dolduramayacağını bile bile, yalnızca kendi boşluğuyla baş başa kalmamak için kendini bir süre daha oyalamaya gitti.
Peki sonuç?
Dediği gibi üstadın:
“Çok kadın hiç kadındır...”
Sevgilerimle...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.