5
Yorum
25
Beğeni
0,0
Puan
249
Okunma

Eylül’ü neden seviyorum?
Eylül benim için bir mevsimden çok, insanın kendi içine döndüğü bir ruh hâlidir. Yazın telaşı bitip akşamların serinliği başlayınca, günün ışığı biraz daha erken batıyor. İnsanın içinde susturduğu ne varsa yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bir şarkı, eski bir koku, gökyüzünün belli belirsiz değişen o ebruli rengi… Yıllar önce yaşanmış bir anı bile hiç beklemediğin bir anda karşına çıkarabiliyor işte.
Eylül’ün bende bıraktığı romantik duygular ise,biraz da burada başlıyor. Sevmenin yalnızca yan yana olmak olmadığını hatırlatıyor yüreğime yeniden, yeniden. Bazen birini görmeden özlemek, adını anmadan düşünmek, onun sevdiği bir şarkıda bir anlığına karşılaşmak… Birinin çayını nasıl içtiğini hatırlamak, yağmur başladığında “şimdi nerede?” diye içinden geçirmek gibi küçük ama insanın içinde büyük yer tutan o güzel şeyler.
Belki aşkın en gerçek hâli de biraz böyle kim bilir. Büyük sözlerden çok, kimsenin bilmediği ayrıntılarda yaşamak. Söylenmemiş bir cümlede, yarım kalmış bir vedada, yıllar geçse de silinmeyen bir bakışta, küçük bir esintide çok eskilerden bir güne gidiveriyorsun için kıpır kıpır. …
Eylül bana hiç olmadık şeyleri hatırlatıyor. Hani bazı insanların hayatımızdan uzaklaşsa bile kalbimizden aynı kolaylıkla çıkmadığını mesela … Zaman geçiyor, mevsimler değişiyor, hayat başka yönlere akıyor; ama bazı duyguların mevsimi olmuyor maalesef. Bir Eylül akşamında, hiç ummadığın bir anda yeniden kendini hatırlatabiliyor. Babam birden karşıma çıkabiliyor mesela ,ellerinde o çok sevdiğim papatyalara.
Bir de Eylül’ün içinde ince bir bekleyiş var hep. Akşamın erken indiği saatlerde insanın içine tuhaf bir umut düşüyor. Sanki bir kapı çalınacak, uzaklardan bir haber gelecek, yıllardır görmediğin biri çıkıp karşına dikilecekmiş gibi… Belki hiçbir şey olmayacak. Ama insan yine de bekliyor. Çünkü özlemek biraz da beklemek değil mi; aşk ise bazen kavuşamayacağını bilsen bile kalbinde bir ihtimali yaşatmak. Yüreğinin kıpır kıpır hali ise başka masalların kapısını aralıyor ..
Eylül bu yüzden bana hüzünlü olduğu kadar güzel geliyor işte. İçinde vedanın da izi var, başlangıcın da. Bir şeylerin sona erdiğini hissettirirken başka bir şeyin sessizce başlayabileceğini düşündürüyor.
Galiba Eylül’ü kendime benzediği için de seviyorum. Ben de bazı insanları, bazı anları kolayca içimden çıkarabilenlerden değilim. Hayat devam ediyor, insan değişiyor, yıllar geçiyor; fakat bazı şeyler içimizde kendi yerini koruyor. Aynı anılar zamanı gelince , bir şarkıda, bir akşamüstünde, pencereye vuran yağmurda yeniden yeniden beliriyor.
Unuttuğumu sandığım duyguların aslında yalnızca sessizleştiğini gösteriyor. Ve insan bazen bir mevsimi değil, o mevsimde kendinden bulduğu tarafı seviyor.
Ben Eylül’ü çok seviyorum.
Çünkü onda biraz aşk, biraz özlem, biraz yalnızlık ve hepsinden önemlisi, insanın kimseye anlatamadığı o derin içli tarafı var.
Belki de bu yüzden Eylül geldiğinde kendimi biraz daha kendim gibi, yuvam gibi sıcacık hissediyorum.
Peri Feride Özbilge
02. 09. 2026
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.