2
Yorum
11
Beğeni
0,0
Puan
203
Okunma
Modern çadır konseptinde, ırmak kenarına konuşlandırılmış, kır düğünü izleri de taşıyan bu mekan, kayınvalide Hatice hanımın oğlu için düşündüğü veya düşünebileceği bir yer değildi elbet. Fakat oğlu, arkadaşlarının hepsinin burada evlendiğini söyleyip ayarlamıştı aylar öncesinden...Yenilenmiş çevre düzeni ve yine yenilenmiş hizmet anlayışı eklemeleriyle modernize edilmişti... Sezonunun bu ilk düğünü tüm çalışanların heyecanla koşuşturduğu o eski sıradanlığının dışında ve de oldukça şıktı...
’’Evlat mürüvvetini görmek’’ denilen, eskilerin deyimiyle ’’sağlık ile mutluluk ile birlikte olsun’’ diye de devamı getirilen temenni; yerini, zamanını işte bugün bulmuştu, nihayet...
Yıllar önce kızı evlenirken ’’düğün salonu tuttuk’’ dediğinde, gençlerin sözünü yeterli bulmuş; düğün salonuna hiç gidip bakmamıştı. Fakat düğün günü, ’’mekanın kalabalık davetliye çok çok yetersiz ve çalışanların acemi kalışı’’... Gelin annesi olarak, aklından geçirip de bir türlü denk getiremediği ’’kıyafeti’’ konusunda... Yakın arkadaş ve akrabalar tarafından epeyce eleştirilmişti...
Bu kez oğlunun ’’düğün salonu tutuldu’’ söylemini bir kez daha gözden geçirme gereği hissetmiş, ince eleyip sık dokuyarak, davetli masalarını dahi tek tek belirlemişti.
Düğün kıyafeti olarak zihninde tasarladığını her ne kadar kızının düğünde denk getiremese de sonrasında tesadüfen bulup ’’işte bu’’ diyerek almış ve oğlunun düğünü için gardıroba özenle yerleştirmişti..
Arada bir çıkarır giyerdi.. Kıyafet hoştu ve çok güzel taşıyordu...Her giydiğinde hayranlığını sakınmadan ’’çok çok güzel’’ der hemen yerine kaldırırdı...
Nihayet oğlu evlilik kararını bildirdiğinde,
’’Kıyafetim hazır, düğün salonu hazır, gelin hazır... Ne güzel!.. Bana sadece mutluluğu var... Yorulmak yok’’ demişti...
Bir ara tekrar deneyerek durumu teyit etmek istedi... Yine özenle çıkardı, dikkatle giydi. Yine aynaya baktı, ışığı yakıp bir daha baktı. Sağa döndü, sola döndü. Yok bu kez üzerinde eğreti ve demode durdu kıyafet... İçine hiç sinmedi. Uzun etek giymeyi mi unutmuştu, yoksa zaman içerisinde yüksek ökçeli ayakkabılarla yürümeyi mi... İçi acıdı... ’’Yarın ilk işim düğün kıyafeti bakmak olmalı’’ dedi kendi kendine
Kızının düğününden tecrübe ile son ana bırakılamayacak kadar önemliydi düğün kıyafeti.. Aylar öncesinden yine telaş başladı...O günden sonra hemen her gün şehir içi veya şehir dışı kahvaltıdan sonra bir kaç mağaza gezip dönüyordu...
Düğünlerin olmazsa olmazı denilen abiye kıyafetleri kendisine zihnen hiç yakıştıramıyor, abiye dışına çıkınca özel gün değil de ya günlük, ya resmi kıyafet reyonları gösteriliyordu kendisine...Ne gariptir ki aynı durumu kızında da yaşamıştı...
Aslında önemli olan gençlerin mutlu olmasıydı elbet... Kayınvalidenin giyimi çok mu önemliydi sanki...İçinden ne geliyorsa o... İşte o kadar...Herkes kendince bildiğini zihninde tasarlayıp böyle olmalı diyordu, fikir almak istersen veya çoğu kez kimseden fikir beklemesen de... Neye göre, kime göre...
Kızının düğününde de en yakınları eleştirmişlerdi...Zevkler ve renkler tartışılmazken, bu kadar müdahale kesin tavırlı olamamasından kaynaklı olabilirdi... Varsın eleştirsinlerdi bu kez, şimdiye kadar çevrenin değer yargılarını baş tacı ederek, kendi sesini duyamaz olmuştu zaten. Yeter artık dedi...Yeter...
Abiye adı verilen şey ya taşlı ya dantelli, tüllü. Kendisini asla içinde görmek dahi istemeyeceği ’’görece’’ bir tarz. Asla bana göre değil... Ben o kıyafetin içinde, başta kendim olmak üzere, kimselerin yüzüne bakamam.. ’’Düğüne uygun kıyafet’’ diye, mağazaya girdiğinde kendine gösterilen abiyelerden bile yüz çeviriyordu istemsiz...
Bu kez kesin kararlı, kendi içi ne istiyorsa alacak ve arkasında duracaktı...
Bu kararlı düşünce ile girdi ilk mağazaya. Yanına hiç kimseyi istemeden bir süre gezindi kıyafetler arasında... Bordo, üzerinde yer yer aynı renk güpürleri de olan ceket dikkatini çekti...
Düğünde ceket giymek istiyor muydu... ’’Evet’’
İş kıyafeti gibi değildi. Üzerindeki detaylar ile özel gün havasına bürünmüş müydü... ’’Evet’’
Ceket boyu, kesimi... ’’Evet’’ dedi
’’İşte bu olabilir’’
Ani bir hamle ile tezgahtara seslenecekti ki genç kız yanı başında...
’’Bu ceketin farklı renkleri var mı’’
’’sarı, beyaz...’’ derken
’’yok yok siyahı var mı’’
içinden inşallah vardır diyordu ki kız
’’var’’ dedi
’’beden bakalım’’
en hızlı biten bedendi beden ölçüsü
’’evet, bedeni de var’’
’’süper, işte bu’’
siyah, üzeri yine siyah güpür detaylı ceketi eline aldı, yüzü güldü derin bir nefes ile
’tek mi, takım mı’’
’’bu ceketler tek ama farklı kombinler yapıyoruz’’
’’hımm’’ dedi
’’belki böyle daha iyi oldu’’ diye mırıldandı...’’ceket klasik kesim, orta uzun, altına geniş paçalı siyah bir pantolon, hiç fena durmaz
’’altına siyah pantolon’’... diyecekken, kız
’’bu cekete bu pantolonu veriyoruz genelde’’
’’dar kesimli, siyah pantolon düğüne olmaz; geniş kesim olmalı’’
kız o kadar hızlı ki elinde bir tık daha rahat bir pantolon, ama paçası dar
’’hayır böyle değil, paçası da geniş ve dökümlü bir kumaştan olmalı’’
diğer elinde tuttuğunu istemsizce uzatıyor kız
’’biz bu cekete hep paçası dar pantolon veriyorduk’’...
Hatice hanım uzatılan pantolondan memnun, gülümsüyor...
’’bundan sonra geniş pantolon da verirsiniz artık’’...
Kabinde deniyor
’’işte bu, modern sade ve asil... yakasına broş, geceye uygun çanta ve ayakkabılar’’...
Nihayet düğün günü... Davetiyede belirtilen saatten daha erken mekandaydılar... Masaları tek tek dolaştı, davetli isimleri oturacakları masalara yazılmış, sürprizlere karşı her masada bir iki sandalye boş bırakılmıştı...Her şey yolunda görünüyordu...Tam saatinde kapıya misafirleri karşılamak için dizildi kayınvalide ve kayınpederler... Çok geçmeden davetliler birer, ikişer veya küçük gruplar halinde salona giriş yaptı, yerlerine yerleştirildi...Ardından damat ve gelin anonsu duyuldu. Uzaktan gelişlerine baktı, henüz doğmadan içine sevgisini yerleştirmişti Yaratan, kucağına ilk alışı, sıcaklığı, sevinince kahveden elaya yansıyan güzel gözleri... Evlat Allah’ın hediyesiydi...Onlar yaklaşınca gözlerini kaçırdı, içinde dualarla, alkışlayarak girişlerine eşlik etti sadece...
İlk dans, davetlilerle dans, nikah töreni, düğün yemeği ardından eğlence...
İlerleyen saatte bir ara dışarı çıktı, hava nefisti yüreği gibi ferah, dingin...Her şey içine sinmiş, biricik evladı dünya evine girmişti...
Düğünden neredeyse bir hafta sonra apartman komşusuyla rastlaştı... Kızının düğününü eleştirenler arasındaydı bu kadın da...Kalabalıktan oturacak yer bulamadıklarını söylemiş durmuştu...
Kızının düğününde kendisini eleştiren, çevresinde ne kadar eleştiri alışkanlığı yüksek insanlar varsa hepsine tembihlemişti bu kez...
’’Ben elimden geleni yaptım... Lütfen ben sorsam dahi, düğün nasıldı diye, her şey çok çok iyiydi deyin’’ diye
fakat bu kadını unutmuştu işte...
’’Merhaba, genç kayınvalide’’ dedi gülerek
’’Merhaba, nasılsın komşum?’’
’’Ben iyiyim, havadisler sende, gençler nasıl?’’
’’Onlarda iyiler, balayından gelip iş başı yaptılar bile’’
’’Hııı’’deyip
Her eleştiriye başladığında olduğu gibi hafif donuk gülümseyiş beraberinde bir kenarı yukarı kıvrılan ağzından eleştiri döküleceğini anladı Hatice hanım,
tam
’’Düğünde...
diye başlayacakken,
’’Sevgili komşum, düğün beni, bizi çok çok mutlu etti... İçim tatmin dolu... Çok güzel duygular bırakarak, her güzel şey gibi yaşandı ve bitti...Darısı bekarlara ve senin çocuklarına olsun diyorum... Düğün hakkında konuşup zihnimdeki tadını ve güzelliğini hafifletmek istemiyorum...Ama dersen ki biraz yürüyelim işte ona varım’’.
GÖZLERİNİN KIYISINA
Mekan kurdum gözlerinin kıyısına...
Oynaşırsa pırıltısı suların
Kahveden elaya...
Şarkı söyler bülbül,
Bahara döner mevsim,
Yeşerir umutlar...
Bir anne
Öpücük kondurur
Bebeğin parmak uçlarına,
Göklerde şenlik başlar...
Sevincimi, içime içime haykırırım...
’’beni başkasına
sevinir mi sandın?’’
Yurt edindim gözlerinin kıyısına...
Yağmur bulandırmasın
Güneşini gülücüklerinin
Ağlamasın bulutlar...
Eğer gölge düşerse
Kirpiklerinden
Göz bebeğinin ucuna,
Öyle bir fırtına kopar ki ruhumda
Emanet edilen
Bütün gemileri batırırım
’’beni kıyamete
üzülür mü sandın’’.
İyisi mi sen hep mutlu ol..
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.