İyi çalışan, sık gülen ve çok seven başarıyı elde eder
Erkan ŞEREMET
Erkan ŞEREMET

SIRTIMDAKİ İZLER

Yorum

SIRTIMDAKİ İZLER

( 1 kişi )

1

Yorum

3

Beğeni

5,0

Puan

145

Okunma

SIRTIMDAKİ İZLER


Çocukluğumdan hatırladığım ilk şey annemin yüzü değildi.

Bir fotoğraftı.

Eski, kenarları sararmış, zamanın sessizliğinde yıpranmış küçük bir fotoğraf...

O fotoğrafta genç bir kadın gülümsüyordu. Gözleri öyle sıcak bakıyordu ki, her gece yatağıma girdiğimde o gözlere bakıp kendi kendime aynı soruyu sorardım:

"Anne, neden bıraktın beni?"

Ama annem beni bırakmamıştı.

Ben doğduğum gün ölmüştü.

Bunu yıllar sonra öğrendim.

Çocukken ise ölümün ne olduğunu bile bilmiyordum. Bildiğim tek şey, evimizde annemin hiç olmamasıydı.

Ve babamın sessizliğiydi.

Babam...

Onunla aramızda hiçbir zaman normal bir baba-oğul ilişkisi olmadı.

Ben onun için neydim, uzun yıllar anlayamadım.

Belki kaybettiği kadının emaneti...

Belki her baktığında annemi hatırladığı için dayanamadığı bir yüz...

Belki de acısının canlı haliydim.

Çocuk aklımla bunların hiçbirini anlayamazdım.

Sadece korkardım.

Özellikle de akşamları...

Kapının açılma sesini duyduğumda kalbim hızlanırdı.

Çünkü babam eve geldiğinde evin havası değişirdi.

Ayakkabılarının sesi koridorda yankılandığında, elimdeki topu bir kenara bırakır, sessizce odama çekilirdim.

Ama futbol...

Futbol benim sığınağımdı.

Mahallenin toprak sahasında saatlerce koşardım. Dizlerim kanasa da umursamazdım. Üzerimde eski bir forma, ayağımda yıpranmış bir çift ayakkabı olurdu.

Top ayağıma geldiğinde başka biri olurdum.

Koşardım.

Bağırırdım.

Gülerdim.

Ve o birkaç saat boyunca babam yoktu.

Annemin yokluğu da...

Evimizin duvarları da...

Korkularım da...

Hepsi geride kalırdı.

Yeşil sahanın üzerinde yalnızca ben vardım.

Bir de hayallerim.

Bir gün büyük bir futbolcu olacağıma inanıyordum.

Her gol attığımda gökyüzüne bakıyordum.

Çünkü annemin beni oradan izlediğini düşünüyordum.


---

Bir akşam eve her zamankinden daha neşeli döndüm.

O gün maç yapmıştık.

Son dakikada attığım golle takımımız kazanmıştı.

Formam çamur içindeydi ama umurumda değildi.

Koşarak eve girdim.

"Baba!" diye seslendim.

Cevap gelmedi.

Salona geçtiğimde babam sandalyede oturuyordu.

Yüzü asıktı.

Elinde sigarası vardı.

Beni baştan aşağı süzdü.

"Yine mi futbol?"

Sesi soğuktu.

"Maç yaptık baba. Kazandık."

"Kaç kere söyledim sana? Futbolu bırak!"

Başımı öne eğdim.

"Ama baba..."

"Yeter!"

Ayağa kalktı.

Elindeki sopa gözlerimin önünde havaya kalktı.

O an bütün sevincim kayboldu.

Sanki biraz önce gol atan çocuk gitmiş, yerine yine korkuyla titreyen o küçük çocuk gelmişti.

Sopa sırtıma indi.

Bir kez...

Sonra bir kez daha...

O gece ağlamadım.

Çünkü ağlarsam daha çok kızacağını biliyordum.

Yatağıma uzandığımda sırtım yanıyordu.

Elimi sırtıma götürdüm.

Morlukları hissettim.

Ama canımı asıl acıtan sırtımdaki yaralar değildi.

İçimde büyüyen soruydu:

"Babam beni neden sevmiyor?"


---

Yıllar geçti.

Çocukluğum büyüdü.

Ama sırtımdaki izler benimle birlikte büyüdü.

Her biri başka bir gecenin hatırasıydı.

Her biri babamın söyleyemediği bir cümlenin sessizliği...

Ben büyüdükçe babam daha da yaşlandı.

Saçlarına aklar düştü.

Omuzları çöktü.

Ama aramızdaki duvar yerinde durdu.

Birbirimizle aynı evde yaşayan iki yabancı gibiydik.

Ben futbolu bırakmadım.

O ise hiçbir zaman neden bu kadar çok sevdiğimi anlamadı.

Oysa ben futbolu sevmekten çok, futbolun içinde kendimi buluyordum.

Sahaya çıktığımda kimse beni suçlamıyordu.

Kimse benden nefret etmiyordu.

Kimse geçmişin hesabını benden sormuyordu.

Top ayağıma geldiğinde özgürdüm.


---

Bir gece yine maçtan döndüm.

Üzerimde eski formam vardı.

Eve girdiğimde babam her zamanki yerinde oturuyordu.

Bu kez elinde sopa yoktu.

Ama yüzünde yıllardır gördüğüm o öfke vardı.

"Yine gittin."

"Evet."

"Ben sana futbolu bırak demedim mi?"

Sessiz kaldım.

Babam ayağa kalktı.

Elini kaldırdı.

Ama bu kez geri çekilmedim.

Kaçmadım.

İlk kez gözlerinin içine baktım.

Sesim titriyordu.

Ama söylediklerim yıllardır içimde birikmişti.

"Baba..."

Durdu.

"Ne?"

"Annem öldüğünde ben daha dünyaya bile gelmemiştim."

Yüzü değişti.

"Ben neden suçluyum?"

Ev sessizliğe gömüldü.

İlk kez babamın gözlerindeki öfkenin arkasında başka bir şey gördüm.

Acı...

Yıllardır sakladığı, kimseye göstermediği büyük bir acı.

Elindeki sopa yavaşça yere düştü.

Babamın dizleri çözüldü.

Sandalyeye oturmak yerine yere çöktü.

Başını ellerinin arasına aldı.

Sonra ağlamaya başladı.

Ben hayatım boyunca babamı hiç ağlarken görmemiştim.

"Senin suçun değildi oğlum..."

Sadece bunu söyledi.

Ama o cümle, yıllardır içimde kilitli duran bütün kapıları açtı.

Babam devam etti:

"Anneni kaybettiğim gün ben de kendimi kaybettim. Sana her baktığımda onu görüyordum. Seni değil... Onu görüyordum. Bunu sana ödetmemeliydim."

Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

"Ben seni suçladım oğlum. Halbuki sen benim geriye kalan tek emanettin."

O an içimde bir şey kırıldı.

Ama bu kez kırılan şey kalbim değildi.

Yıllardır aramızda duran duvardı.

Yanına gittim.

Önce tereddüt ettim.

Sonra ona sarıldım.

Babamın omuzları titriyordu.

Ben de ağlıyordum.

O gece birbirimize yıllardır söyleyemediğimiz her şeyi gözyaşlarımızla anlattık.


---

Ertesi sabah aynanın karşısına geçip sırtıma baktım.

İzler hâlâ oradaydı.

Geçmiş silinmemişti.

Morluklar bir gecede yok olmamıştı.

Ama ilk kez o izlere baktığımda yalnızca acıyı görmedim.

Bir hikâye gördüm.

Bir çocuğun suskunluğunu...

Bir babanın yanlış yerde büyüttüğü öfkeyi...

Ve sonunda birbirini yeniden bulmuş iki insanı.

O günden sonra babam maçlarıma gelmeye başladı.

İlk maçta tribünde onu görünce şaşırdım.

Maç başladı.

Top ayağıma geldi.

Rakip oyuncuyu geçtim.

Kaleye doğru ilerledim.

Şutumu çektim.

Gol!

Başımı gökyüzüne kaldırdım.

"Bu gol sana anne..."

Sonra tribünlere baktım.

Babam ayağa kalkmış, alkışlıyordu.

Göz göze geldik.

Bu kez gözlerinde öfke yoktu.

Sadece gurur vardı.

Ve ben o an anladım:

Bazı çocuklar sırtlarındaki izlerle büyür.

Bazı babalar kendi acılarında kaybolur.

Ama bazen tek bir cümle...

"Senin suçun değildi oğlum."

Bazen tek bir sarılış...

Yıllarca kaybettiğin çocukluğu geri getirebilir.

Ben hâlâ futbolu seviyorum.

Çünkü o yeşil sahada çocukluğumu buluyorum.

Ve her gol attığımda önce gökyüzüne bakıyorum.

Sonra babama...

Çünkü artık beni geçmişinden kalan bir suç olarak değil,

kaybettiği kadından kalan son emanet olarak görüyor.

Paylaş:
3 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Sırtımdaki izler Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Sırtımdaki izler yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
SIRTIMDAKİ İZLER yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Etkili Yorum
Ke
Kendi Halinde, @kendihalinde
31.8.2026 18:54:05
5 puan verdi
Kutluyorum kaleminizi, etkilenerek okudum. Yüreğinize sağlık.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL