6
Yorum
9
Beğeni
0,0
Puan
277
Okunma

İnsanları tanımak için bazen söylediklerine değil, ellerine verilen güce bakmak gerekir. Çünkü güç, insanın karakterini her zaman değiştirmez, çoğu zaman karakterinde zaten var olan o saklı yanını görünür hale getirir.
Siyasette de bunun sayısız örneğini görmek mümkündür.
Seçilmeden önce halkın arasında dolaşan, insanlarla aynı sofraya oturan, onların dertlerini dinleyen, mütevazı görünmeye çalışan bazı siyasetçiler, seçildikten sonra bambaşka bir tavır içine girebiliyor. Dün ulaşılabilir olan insan, bugün ulaşılmaz hale geliyor. Dün kendisini eleştirenleri dinleyen kişi, bugün en küçük itirazı bile kendisine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirebiliyor.
Peki insan gerçekten değişiyor mu?
Yoksa makam, aslında kim olduğunu mu ortaya çıkarıyor?
Belki de asıl soru budur.
Çünkü makam insanın eline bir güç verdiğinde, o gücü nasıl kullandığı onun gerçek ölçüsünü gösterir. Kimi insan yetki aldığında daha fazla sorumluluk hisseder. Kimi ise yetkiyi kendisine verilmiş bir ayrıcalık zanneder.
Aradaki fark, siyasetin bütün ahlakını belirler.
Seçilmek, insanın hayatındaki en önemli anlardan biri olabilir. Fakat seçildiği gün alkışlanan kişi, ertesi gün kendisini alkışlayan insanların üzerinde değildir. Tam tersine, artık daha dikkatli olmak zorundadır. Çünkü dün yalnızca kendi davranışlarından sorumluyken, bugün aldığı kararların sonuçları başkalarının hayatına dokunmaktadır.
Fakat bazıları için bu sorumluluk zamanla bir yük gibi görünmeye başlar.
Eleştiri ağır gelir.
Hesap vermek rahatsız eder.
Farklı düşünceler tahammül edilmesi gereken bir durum olmaktan çıkar.
Çevrede yalnızca kendisini destekleyen insanların bulunması tercih edilir.
Böylece siyasetçinin etrafında görünmez bir dünya oluşur. Bu dünyanın içinde herkes birbirini doğrular. Yanlışlar başarı gibi anlatılır, başarısızlıklar başka sebeplere bağlanır, eleştiriler küçümsenir.
Bir süre sonra siyasetçi yalnızca halktan değil, gerçeklerden de uzaklaşmaya başlar.
İşte makamın tehlikesi burada ortaya çıkar.
Makam insana yalnızca güç vermez; aynı zamanda gücün çevresinde oluşturduğu yanılsamayı da beraberinde getirebilir. İnsan kendisine gösterilen saygının şahsına mı, yoksa bulunduğu makama mı olduğunu ayırt edemez hâle gelebilir.
Oysa makamdan ayrıldığı gün bu sorunun cevabı çoğu zaman kendiliğinden ortaya çıkar.
Çünkü makamın kapısından çıkıldığında geriye insan kalır.
Ne korumalar kalır.
Ne makam araçları.
Ne kapılar önünde bekleyenler.
Ne de her sözü alkışlayan kalabalıklar.
Geriye yalnızca kişinin kendi adı ve geçmişte yaptığı işler kalır.
Belki de bu yüzden bazı insanlar makamdayken olduğundan daha büyük görünürler. Çünkü etraflarındaki düzen, onlara sürekli güçlü olduklarını hatırlatır. Fakat bu güç onların kişiliğinden değil, taşıdıkları görevden gelir.
Bunu unutan kişi, makam ile kendisini birbirine karıştırır.
Sonra makamını eleştiren herkesi kendisine düşman sanmaya başlar.
Oysa makam eleştirilebilir.
Karar eleştirilebilir.
Uygulama eleştirilebilir.
Hatta gerektiğinde yanlış olduğu açıkça söylenebilir.
Bunların hiçbiri kişisel hakaret değildir.
Demokratik siyasetin doğal parçasıdır.
Asıl sorun, siyasetçinin kendisini makamdan ayıramamasıdır.
Çünkü kendisini makamla özdeşleştiren insan, makamına yöneltilen her eleştiriyi kendisine yapılmış kabul eder. Böylece kamu görevi ile kişisel ego birbirine karışır.
İşte siyasette sıradanlaşma biraz da burada başlar.
Siyasetçi, ülkenin meselelerini çözmek yerine kendisine yöneltilen eleştirilerle mücadele etmeye başlar. İnsanların sorunları geri planda kalır; kimin ne söylediği, kimin kimin yanında olduğu, kimin kendisini desteklediği daha önemli hâle gelir.
Bir süre sonra siyaset, toplum için yapılan bir görev olmaktan çıkar ve siyasetçinin kendi konumunu koruma mücadelesine dönüşür.
Oysa makamın insana kazandırması gereken ilk şey kibir değil, ölçüdür.
Güç arttıkça insanın daha dikkatli konuşması gerekir.
Yetki arttıkça daha fazla hesap vermesi gerekir.
Makam büyüdükçe daha fazla insanı dinlemesi gerekir.
Çünkü yukarı çıktıkça insanın yalnızca görüş alanı genişlemez; sorumluluğu da büyür.
Bunun farkında olmayanlar ise yükseldikçe küçülürler.
Dışarıdan bakıldığında güçlenmiş görünürler ama aslında kendilerini çevreleyen duvarları büyütürler.
Bir zamanlar yanına rahatça yaklaşan insanlar artık çekinir.
Bir zamanlar düşüncesini açıkça söyleyenler susar.
Bir zamanlar dostça yapılan uyarılar yerini mecburi övgülere bırakır.
Ve siyasetçi bütün bunları destek gördüğü için yaşadığını zanneder.
Oysa bazen alkış, memnuniyetin değil, korkunun veya çıkarın sesidir.
İnsan bunu ayırt edemediğinde makamın en tehlikeli sınırına ulaşır: Kendisine söylenenlerle gerçek arasında ayrım yapamamaya.
Bütün bunların sonunda ortaya çıkan tablo yalnızca değişmiş bir siyasetçi değildir.
Değişen, aynı zamanda onun siyasete bakışıdır.
Çünkü gerçek siyasetçi makamı kendisine ait görmez. O makamda bulunduğu sürece görev yaptığını bilir. Bugün kendisinin taşıdığı koltuğun yarın başka birine ait olacağını bilir. Bu yüzden makamın sağladığı gücü kişisel bir miras gibi görmez.
Sıradan siyasetçi ise tam tersine, makamı kendisinin devamı zanneder.
Onu kaybetme ihtimali bile karakterini değiştirmeye yeter.
İşte o zaman verilen sözler unutulabilir, dün savunulan ilkeler bugün terk edilebilir, dün eleştirilen davranışlar bugün normalleştirilebilir.
Çünkü artık mesele doğru olanı yapmak değil, makamı korumaktır.
Ve insanın değişmesi bazen fikir değiştirmesi değildir.
Bazen değişmek, makamını korumak uğruna kendinden vazgeçmektir.
Belki de her siyasetçinin zaman zaman kendisine sorması gereken soru budur:
Ben makamı mı taşıyorum, yoksa makam mı beni taşıyor?
Eğer bir insan makamdan aldığı güçle kendisini büyütüyorsa, o gücün sahibi değildir.
Sadece geçici taşıyıcısıdır.
Çünkü siyasetçiyi büyüten koltuk değildir. Koltuğun içinde gösterdiği karakterdir.
Bir gün bütün makamlar sona erer. İnsan, kendisini seçenlerin karşısına yeniden çıkmak zorunda kalır. İşte o gün seçim meydanlarında söylenenlerden çok, makamdayken yapılanlar konuşulur.
Ve geriye tek bir ölçü kalır anlayanlara anlayabilenlere:
"Unutmayın ki, bir insan, kendisine güç verildiğinde kim olduğunu unutmuşsa, aslında onun kaybettiği şey makam değil, kendi değeridir."
*
Mehmet Demir
27826
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.