İyi çalışan, sık gülen ve çok seven başarıyı elde eder
Mehmet DEMİR
Mehmet DEMİR

Seçildikten Sonra Değişen Siyasetçiler -3-

Yorum

Seçildikten Sonra Değişen Siyasetçiler -3-

6

Yorum

9

Beğeni

0,0

Puan

277

Okunma

Seçildikten Sonra Değişen Siyasetçiler -3-

Seçildikten Sonra Değişen Siyasetçiler -3-

İnsanları tanımak için bazen söylediklerine değil, ellerine verilen güce bakmak gerekir. Çünkü güç, insanın karakterini her zaman değiştirmez, çoğu zaman karakterinde zaten var olan o saklı yanını görünür hale getirir.

Siyasette de bunun sayısız örneğini görmek mümkündür.

Seçilmeden önce halkın arasında dolaşan, insanlarla aynı sofraya oturan, onların dertlerini dinleyen, mütevazı görünmeye çalışan bazı siyasetçiler, seçildikten sonra bambaşka bir tavır içine girebiliyor. Dün ulaşılabilir olan insan, bugün ulaşılmaz hale geliyor. Dün kendisini eleştirenleri dinleyen kişi, bugün en küçük itirazı bile kendisine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirebiliyor.

Peki insan gerçekten değişiyor mu?

Yoksa makam, aslında kim olduğunu mu ortaya çıkarıyor?

Belki de asıl soru budur.

Çünkü makam insanın eline bir güç verdiğinde, o gücü nasıl kullandığı onun gerçek ölçüsünü gösterir. Kimi insan yetki aldığında daha fazla sorumluluk hisseder. Kimi ise yetkiyi kendisine verilmiş bir ayrıcalık zanneder.

Aradaki fark, siyasetin bütün ahlakını belirler.

Seçilmek, insanın hayatındaki en önemli anlardan biri olabilir. Fakat seçildiği gün alkışlanan kişi, ertesi gün kendisini alkışlayan insanların üzerinde değildir. Tam tersine, artık daha dikkatli olmak zorundadır. Çünkü dün yalnızca kendi davranışlarından sorumluyken, bugün aldığı kararların sonuçları başkalarının hayatına dokunmaktadır.

Fakat bazıları için bu sorumluluk zamanla bir yük gibi görünmeye başlar.

Eleştiri ağır gelir.

Hesap vermek rahatsız eder.

Farklı düşünceler tahammül edilmesi gereken bir durum olmaktan çıkar.

Çevrede yalnızca kendisini destekleyen insanların bulunması tercih edilir.

Böylece siyasetçinin etrafında görünmez bir dünya oluşur. Bu dünyanın içinde herkes birbirini doğrular. Yanlışlar başarı gibi anlatılır, başarısızlıklar başka sebeplere bağlanır, eleştiriler küçümsenir.

Bir süre sonra siyasetçi yalnızca halktan değil, gerçeklerden de uzaklaşmaya başlar.

İşte makamın tehlikesi burada ortaya çıkar.

Makam insana yalnızca güç vermez; aynı zamanda gücün çevresinde oluşturduğu yanılsamayı da beraberinde getirebilir. İnsan kendisine gösterilen saygının şahsına mı, yoksa bulunduğu makama mı olduğunu ayırt edemez hâle gelebilir.

Oysa makamdan ayrıldığı gün bu sorunun cevabı çoğu zaman kendiliğinden ortaya çıkar.

Çünkü makamın kapısından çıkıldığında geriye insan kalır.

Ne korumalar kalır.

Ne makam araçları.

Ne kapılar önünde bekleyenler.

Ne de her sözü alkışlayan kalabalıklar.

Geriye yalnızca kişinin kendi adı ve geçmişte yaptığı işler kalır.

Belki de bu yüzden bazı insanlar makamdayken olduğundan daha büyük görünürler. Çünkü etraflarındaki düzen, onlara sürekli güçlü olduklarını hatırlatır. Fakat bu güç onların kişiliğinden değil, taşıdıkları görevden gelir.

Bunu unutan kişi, makam ile kendisini birbirine karıştırır.

Sonra makamını eleştiren herkesi kendisine düşman sanmaya başlar.

Oysa makam eleştirilebilir.

Karar eleştirilebilir.

Uygulama eleştirilebilir.

Hatta gerektiğinde yanlış olduğu açıkça söylenebilir.

Bunların hiçbiri kişisel hakaret değildir.

Demokratik siyasetin doğal parçasıdır.

Asıl sorun, siyasetçinin kendisini makamdan ayıramamasıdır.

Çünkü kendisini makamla özdeşleştiren insan, makamına yöneltilen her eleştiriyi kendisine yapılmış kabul eder. Böylece kamu görevi ile kişisel ego birbirine karışır.

İşte siyasette sıradanlaşma biraz da burada başlar.

Siyasetçi, ülkenin meselelerini çözmek yerine kendisine yöneltilen eleştirilerle mücadele etmeye başlar. İnsanların sorunları geri planda kalır; kimin ne söylediği, kimin kimin yanında olduğu, kimin kendisini desteklediği daha önemli hâle gelir.

Bir süre sonra siyaset, toplum için yapılan bir görev olmaktan çıkar ve siyasetçinin kendi konumunu koruma mücadelesine dönüşür.

Oysa makamın insana kazandırması gereken ilk şey kibir değil, ölçüdür.

Güç arttıkça insanın daha dikkatli konuşması gerekir.

Yetki arttıkça daha fazla hesap vermesi gerekir.

Makam büyüdükçe daha fazla insanı dinlemesi gerekir.

Çünkü yukarı çıktıkça insanın yalnızca görüş alanı genişlemez; sorumluluğu da büyür.

Bunun farkında olmayanlar ise yükseldikçe küçülürler.

Dışarıdan bakıldığında güçlenmiş görünürler ama aslında kendilerini çevreleyen duvarları büyütürler.

Bir zamanlar yanına rahatça yaklaşan insanlar artık çekinir.

Bir zamanlar düşüncesini açıkça söyleyenler susar.

Bir zamanlar dostça yapılan uyarılar yerini mecburi övgülere bırakır.

Ve siyasetçi bütün bunları destek gördüğü için yaşadığını zanneder.

Oysa bazen alkış, memnuniyetin değil, korkunun veya çıkarın sesidir.

İnsan bunu ayırt edemediğinde makamın en tehlikeli sınırına ulaşır: Kendisine söylenenlerle gerçek arasında ayrım yapamamaya.

Bütün bunların sonunda ortaya çıkan tablo yalnızca değişmiş bir siyasetçi değildir.

Değişen, aynı zamanda onun siyasete bakışıdır.

Çünkü gerçek siyasetçi makamı kendisine ait görmez. O makamda bulunduğu sürece görev yaptığını bilir. Bugün kendisinin taşıdığı koltuğun yarın başka birine ait olacağını bilir. Bu yüzden makamın sağladığı gücü kişisel bir miras gibi görmez.

Sıradan siyasetçi ise tam tersine, makamı kendisinin devamı zanneder.

Onu kaybetme ihtimali bile karakterini değiştirmeye yeter.

İşte o zaman verilen sözler unutulabilir, dün savunulan ilkeler bugün terk edilebilir, dün eleştirilen davranışlar bugün normalleştirilebilir.

Çünkü artık mesele doğru olanı yapmak değil, makamı korumaktır.

Ve insanın değişmesi bazen fikir değiştirmesi değildir.

Bazen değişmek, makamını korumak uğruna kendinden vazgeçmektir.

Belki de her siyasetçinin zaman zaman kendisine sorması gereken soru budur:

Ben makamı mı taşıyorum, yoksa makam mı beni taşıyor?

Eğer bir insan makamdan aldığı güçle kendisini büyütüyorsa, o gücün sahibi değildir.

Sadece geçici taşıyıcısıdır.

Çünkü siyasetçiyi büyüten koltuk değildir. Koltuğun içinde gösterdiği karakterdir.

Bir gün bütün makamlar sona erer. İnsan, kendisini seçenlerin karşısına yeniden çıkmak zorunda kalır. İşte o gün seçim meydanlarında söylenenlerden çok, makamdayken yapılanlar konuşulur.

Ve geriye tek bir ölçü kalır anlayanlara anlayabilenlere:

"Unutmayın ki, bir insan, kendisine güç verildiğinde kim olduğunu unutmuşsa, aslında onun kaybettiği şey makam değil, kendi değeridir."
*
Mehmet Demir
27826

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Seçildikten sonra değişen siyasetçiler -3- Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Seçildikten sonra değişen siyasetçiler -3- yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Seçildikten Sonra Değişen Siyasetçiler -3- yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
andelip
andelip, @andelip
1.9.2026 16:18:04
Maalesef İnsanoğlunun fıtratında var.. Kibir gurur ve görünme sevdası..
biraz güç elde edince küçük dağları ben yarattım dercesine altlakilere tahakküm etmeye çalışıyor.. bu ezelden beri böyledir..
bu nedenle günümüzde de güç sarhoşluğu olması olağandır..
güzel bir noktaya temas etmişsiniz kıymetli dost
tebrik ediyorum..
çiftçi
çiftçi, @ciftci1
1.9.2026 12:57:51
İnsan, mayasını ne zaman belli edermiş, değerli Mehmet Bey?
"“Birini tanımak istiyorsan ya yolculuk et, ya alışveriş yap, ya da makam ver.”
Tabii, bir yolu daha var aslında.
Esrüklükle muhabbete dalmak.
Ancak, insanda o ben / ego oldukça maalesef herkes nefsine hakim olamayabiliyor.
Faziletli, ahlaklı, dürüst olmak kolay değil.
Ötesi zaten çok da önemli değil.
Kendini değersizleştirecek her şey buna dahil.
Saygıyla.
Yılmaz Tizgöl
Yılmaz Tizgöl , @yilmaztizgol
31.8.2026 17:24:35
Gücün insanı değiştirmekten çok, karakterinde saklı olanı ortaya çıkardığını açık ve düşündürücü biçimde anlatmış Mehmet kardeşim. “Makamın kapısından çıkıldığında geriye insan kalır” sözü, unvanların geçiciliğini ve gerçek değerin yapılan işlerle ölçüldüğünü güçlü biçimde ifade ediyor. Alkışın her zaman memnuniyetten değil, bazen korkudan veya çıkardan doğabileceğine dikkat çekilmesi; siyasetçinin çevresindeki yanılsamayı çok yerinde sorguluyor. “Ben makamı mı taşıyorum, yoksa makam mı beni taşıyor?” sorusu ise yetki sahibi olan herkesin kendi vicdanına yöneltmesi gereken çarpıcı bir ölçü olmuş.

Kutluyorum kardeşim, kalbi selamlarımla.
emre vehbi alkan
emre vehbi alkan, @emrevehbialkan
31.8.2026 17:06:00
Kalemine zeval vermesin rabbim...
emre vehbi alkan
emre vehbi alkan, @emrevehbialkan
31.8.2026 17:05:59
Kalemine zeval vermesin rabbim...
CEMRE_YMN
CEMRE_YMN , @cemre-ymn
31.8.2026 17:05:50
Saygıdeğer, kıymetli üstadım;
İnsan doğasına ve siyasetin o çetin labirentlerine dair muazzam bir sosyolojik ve psikolojik analiz kaleme almışsınız. Gücün bir değişim aracından ziyade saklı karakteri ortaya çıkaran bir "turnusol kâğıdı" olduğu tespitiniz son derece isabetli.
Sorunuza gelecek olursak; insan aslında kökten değişmiyor, sadece gücü eline alana kadar saklamak zorunda kaldığı gerçek kimliğinin üzerindeki maskeyi düşürüyor.
Güç, kişinin içindeki baskılanmış kibiri, tahammülsüzlüğü veya güç tutkusunu serbest bırakan bir anahtar görevi görüyor. Ulaşılmazlaşan siyasetçi yeni birine dönüşmüyor; yalnızca gerçekte kimse, o olmaya cüret edebilecek konfora ulaşıyor.
Mütevazılık ile güç arasındaki bu ezeli imtihanı ve insan sarraflığını tek bir parçada bu kadar net işleyen bilge kaleminize sağlık.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL