1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
148
Okunma
Zamanın ve mantığın sınırlarının bulanıklaştığı, duvarların ardında yepyeni bir evrenin kurulduğu o somut hastane koridorlarında, bir gün sıra dışı bir heyecan dalgası koptu... Ruhların derinliklerinden süzülen ezgileri, kapalı kapılar ardındaki mahzun sesleri gün yüzüne çıkarmak isteyen doktorlar heyeti, akıl hastanesinin sakinleri arasında büyük bir ses yarışması tertip etmeye karar verdi...
Yarışmaya katılım oranı neredeyse yüzde doksan beş civarındaydı... Çünkü oradaki her bir ruh, kendi iç sesine duyduğu sonsuz güvenle sahneye atılmaya hazırdı... Ülkenin dört bir yanından gelen bu özgün sesler, ön elemelerde tüm hünerlerini, acılarını ve neşelerini sergilemiş; nihayetinde en iddialı yirmi dört kişi, büyük final için Bakırköy’ün o tarihi atmosferinde karşı karşıya geldi...
Zaman akıp gitti, elemelerin keskin süzgecinden geriye sadece üç kişi kaldı... Ancak finalin eşiğinde, bu üçlünün içinden biri ansızın yarışmadan çekilmeye karar verdi... Geriye kalan iki yarışmacı ise son nefeslerini, en güçlü nağmelerini ortaya koydu...
Haliyle yarışmayı, sesinin tınısı o an kulaklarda daha derin bir yankı bırakan talihli kazandı... Doktorlar, merakla yarışmayı son anda terk eden o gizemli adama yaklaştı ve sebebini sordu... Adam, hafifçe gülümseyerek şu unutulmaz cümleleri fısıldadı:
"Eğer ben birinci olsaydım, hiçbir şey değişmeyecekti... Hatta işler benim için daha da kötü olacaktı; çünkü o unvanla ’yılın delisi’ seçilecektim."
Gerçekten de öyle oldu; yarışmayı kazanan o talihli ses, tescilli bir şekilde "yılın delisi" ilan edildi...
Hayatın ironisi de buradaydı zaten:
Bir kere adınız o ön yargı cenderesine çıktıysa ve etiketiniz yapıştırıldıysa, en kusursuz başarıyı yakalasanız dahi, yalnızca o sıfatın gölgesinde anılmaktan asla kurtulamazsınız...
_/’ İbrahim Halil MANTIOĞLU ’\_
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.