7
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
238
Okunma
Gücünün yettiğinden daha hızlı iniyordu evinin dik yokuşundan. Sabahın ilk serinliği arkadaşlık ediyordu cılız adımlarına. Kahverengi kaşe ceketinin yakasını biraz daha kaldırdı. Abisinin, o çok iyi tanıdığı is kokusu burnunun direğini sızlattı. Annesi babasından kalan tek ceketi küçültmüş, abisinin o yorgun bedenine uydurmuştu. Babasının kokusu, abisinin kokusu ona kalan tek mirastı. Babasının yüzünü pek hatırlamıyordu. Anıları yoktu, çok küçüktü evde ağıtlar yakılırken. Abisini de aynı is kokusu götürmüştü. Güreştikleri, gülüştükleri anılarına o koku hep dönerdi.
Fırın yokuşun bitimindeydi. Sıcak ekmek kokusu dışında tüm sevinçlerini, gayretini yitirmiş, hüzünlü taş duvarlarının içinde hayata direnmeye çalışan eski bir binaydı. Komşu evlerin penceresinden yanık yanık okunan kur’an sesleri geliyordu. Geceler zor bitiyordu bu yokuşta. Ağlayan bebeklerin sesleri uzandı hep bulutlu gördüğü gökyüzüne. Alışmıştı sokağın gittikçe olağanlaşan bu seslerine. Gideceği meydanın o umarsız gürültüsü aklına gelince ürperdi. Bir yokuş, bir meydan bu kadar mı farklı olabilirdi. Annesinin eteğini çekiştirip gördüğü her şeyden isteyen, şımarık çocuklar geçti gözünün önünden. Bir onların ayakkabısına, bir kendi ayakkabısına bakıp boğazının düğümlendiği o sahneler.
Fırının önüne geldiğinde en küçükleri olduğu için sıranın önüne geçirdiler. Heyecanlıydı. Biraz da korkuyordu. Annesini zor ikna etmişti okul öncesi bir sepet simit satma fikrine. Annesi bütün acılarını içine gömmüş, yüzünden gülücüklerini eksik etmeden, temizliğini yaptığı evlerin yorgunluğunu gizliyordu hep ondan. “Sadece bir defa dene o zaman, sonra konuşuruz“ demişti. Sabah uğurlarken annesinin gözlerindeki korkuyu ve derin iç çekişini hatırladı. Belki o yüzden hissettiği bu korku. Hamurların simit olup fırına giriş çıkışını izlerken, o yetenekli ellerin hızında dağıldı düşünceleri. Sepeti simitlerle dolduğunda omuzlarının dikleştiğini, yüreğinin gururla dolduğunu fark etti. En kısa zamanda simit tahtası alma hayaliyle fırının o acıktıran kokusundan uzaklaşarak meydana doğru yürümeye başladı. Belki o camekanlı arabalardan alırdı, camına çiçekler yapıştırırdı. Sonra… sonra fırında açar kendi simitlerini kendi pişirirdi. Annesi artık çalışmaz, kaloriferli bir ev bile alırlardı.
Hayalleri oradan oraya savrulurken annesi hep baş köşede oturuyordu. “Canım anam” diye geçirdi içinden.
Ve… Tiz bir fren sesi… Kuşlar topladı hayalleri… Yer sustu… Gök Sustu… Bir anne bir kez daha ağladı….
Not: İlk kurgu öykü denemem. Yaşanmaması dileğimle…
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.