5
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
304
Okunma
İnsanlık tarihi, hakikati söyleyenlerle hakikati susturmak isteyenlerin bitmeyen mücadelesinin örnekleriyle doludur...
Çağlar değişmiş, iktidarlar değişmiş, mahkemelerin isimleri, zindanların taşları ve meydanların kalabalıkları değişmiş fakat değişmeyen bir hakikat vardır: O’da bedeli her zaman ilk söyleyenler ödemiştir.
Bu yüzden ilim, yalnızca bilmek değildir; gerektiğinde bildiğinin arkasında durabilmektir.
Çünkü cesaretle söylenmeyen bilgi, vicdanda mahkûm edilmiş sessiz bir hakikatten başka bir şey değildir.
Gerçek entelektüel, kalemiyle yalnızca bilgi üretmez; aynı zamanda çağının vicdanını inşa eder.
O bilir ki hakikat, alkış bekleyenlerin değil; bedel ödemeyi göze alanların omuzlarında yükselmiştir.
Tarih boyunca büyük medeniyetlerin dönüm noktalarını hazırlayanlar da işte bu hakikat seyyahları olmuştur.
Onlar, zamanlarının hoşuna giden cümleleri değil; gelecek zamanların ihtiyaç duyacağı hakikatleri söylemişlerdir.
Entelektüel cesaret, yalnızca siyasî baskılar karşısında direnmek değildir. O, önce insanın kendi nefsini susturabilmesidir. Makam sevgisinin, şöhret arzusunun, alkış ihtiyacının ve kalabalıkların cazibesinin önüne geçebilmesidir.
Çünkü insanı susturan çoğu zaman zindanlar değil, menfaatlerdir.
Nice fikir adamı korkudan değil; konforundan vazgeçemediği için susmuştur.
Nice akademisyen bilgisiz olduğu için değil; bildiğini söylemenin bedelini hesapladığı için sessiz kalmıştır.
İşte bu sebeple cesaret, ilmin ahlâkıdır.
Bilginin ahlâkla birleşmediği yerde entelektüel doğmaz; yalnızca teknik uzman yetişir.
Oysa medeniyetleri kuranlar uzmanlar değil, vicdan sahibi münevverlerdir. Çünkü teknik bilgi şehirler inşa eder; fakat cesaret olmadan adalet kurulamaz.
Bilim laboratuvarlarda gelişebilir; ancak hakikat ancak hür vicdanlarda yaşayabilir.
Nitekim Sokrates, Atina sokaklarında gençlere yalnızca düşünmeyi öğretmedi; düşüncenin bedelini de öğretti. Baldıran zehrini içerken aslında bir insan değil, korkuya teslim olmayan vicdan konuşuyordu.
Galileo teleskobunu göklere çevirdiğinde yıldızları değil; dogmanın karanlığını deliyordu.
Giordano Bruno ateşte yanarken yalnızca bedeni kül olmadı; zulmün ilme karşı duyduğu korku da bütün çıplaklığıyla tarihe geçti.
Ahmed b. Hambel, kırbaçlanırken doğru bildiği hakikatı haykırmaktan asla vazgeçmiyordu..
Ebû Hanîfe, zindana atılırken bildiği doğrudan asla vazgeçmiyordu..
İlim, makamın emrine girdiğinde ilim olmaktan çıkar; vicdan, korkuya teslim olduğunda da vicdan olmaktan çıkar.
Biri “Bedenime hükmedebilirsiniz ama inancıma hükmedemezsiniz.” tavrını; diğeri ise “Makam uğruna ilmimi ve vicdanımı siyasî otoriteye teslim etmem.” tavrını temsil ediyordu.
İmam Mâlik’in yaralanan omzu ve Said Nursî’nin sürgünleri de aynı büyük zincirin halkalarıydı.
Hakikat uğruna çekilen çileler hep birbirine benzer.
Çünkü zulmün dili değişse de mantığı değişmez.
Bugün de değişmemektedir.
Modern çağ, düşünceyi artık çoğu zaman zindanlarla değil; itibarsızlaştırmayla cezalandırmaktadır.
Linç kültürü, medya manipülasyonları, akademik dışlamalar, dijital itibarsızlaştırmalar ve sistematik sessizlikler, çağımızın görünmeyen mahkemeleridir.
İnsan bazen konuştuğu için değil; sustuğu için mahkûm olur.
Vicdanını susturan kalabalıkların alkışı ise tarihin en kısa ömürlü ödülüdür.
Ne hazindir ki, ilim dünyasının en büyük krizlerinden biri bilgisizlik değil; cesaretsizliktir.
Bir toplumda yüzlerce profesör bulunabilir; fakat birkaç cesur münevver bulunmuyorsa, o toplum düşünce bakımından fakirdir. Çünkü hakikat, çoğunluğun onayıyla değil; vicdanın şahadetiyle ayakta kalır.
Bertrand Russell’ın işaret ettiği "entelektüel güç", yalnızca zihinsel kapasiteyi ifade etmez.
Asıl güç, bilgiyi baskıya rağmen ayakta tutabilmektir.
Robert Burton’un söylediği gibi bildiğini söylemeyen insan, aslında bilmiyor gibidir.
Kierkegaard’ın "iman cesareti",
Bediüzzaman’ın "Hakikî imanı elde eden insan kâinata meydan okuyabilir." sözü ve
"İlim sahibi, cesurca inandıklarını ifade etmekten çekinmiyorsa gerçek entelektüeldir." tespiti, farklı zamanlarda aynı hakikati dile getirmektedir:
Kalbin sustuğu yerde akıl da esir olur.
Entelektüel cesaret, yalnızca bireysel bir fazilet değildir; aynı zamanda toplumsal bir sigortadır.
Çünkü zalimler, önce cesur insanları yalnızlaştırır; ardından hakikati yalnız bırakırlar.
Sessizlik yaygınlaştığında ise yanlışlar normalleşir, adaletsizlik sıradanlaşır ve vicdan toplumdan çekilir. İşte medeniyetlerin çöküşü de tam burada başlar.
Buna karşılık tarih, hakikatin hiçbir zaman tamamen susturulamadığını göstermektedir.
Yakılan kütüphaneler yeniden kurulmuş; yasaklanan kitaplar nesiller sonra yeniden okunmuştur; Susturulan düşünürler öldükten sonra milyonların rehberi olmuştur. Çünkü hakikatin ömrü, onu susturmaya çalışan iktidarların ömründen daima uzundur.
Kalem, bazen bir ordudan daha güçlüdür.
Vicdan, bazen bir mahkemeden daha adildir.
Hakikat ise bazen tek bir insanın sessiz direnişinde bütün bir çağın gürültüsünden daha yüksek sesle konuşur.
Bugün insanlığın ihtiyaç duyduğu şey, daha fazla bilgi değil; bilgiyi ahlâkla, cesareti de hikmetle buluşturabilen yeni bir entelektüel nesildir.
Kendisini ideolojilere değil hakikate, alkışlara değil vicdana, iktidarlara değil adalete emanet eden insanlar yetişmedikçe üniversiteler büyüse de medeniyet büyümeyecektir.
Çünkü hakikatin ritmi, korkunun temposuyla artmaz.
Onun musikisi, yalnızca hür vicdanların kalbinde duyulur.
Ve tarih boyunca bütün büyük dirilişler, önce bir insanın cesaretle söylediği tek bir hakikat cümlesiyle başlamıştır.
...andelip...
________________________________________
Kaynakça
1. Aristoteles, Nikomakhos’a Etik,
2. Bertrand Russell, The Scientific Outlook, New York: Routledge, 2008.
3. Cemil Meriç, Bu Ülke, İletişim Yayınları.
4. Hüseyin Vâiz-i Kâşifî, Ahlâk-ı Muhsinî,
5. Matt Clayton, Galileo Galilei: A Captivating Guide, Captivating History, 2019.
8. Platon, Sokrates’in Savunması,
9. Robert Burton, Melankolinin Anatomisi,
10. Robert Frager, Manevî Rehberlik ve Ben ötesi Psikolojisi Üzerine,
12. Stanford Encyclopedia of Philosophy, "Virtue Ethics", 2003.
13. Bediüzzaman Said Nursî, Sözler,
14. Kur’ân-ı Kerîm, Kehf Sûresi (18/13), Ankebût Sûresi (29/2-3), Cuma Sûresi (62/5).
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.