12
Yorum
26
Beğeni
5,0
Puan
263
Okunma

Bir zamanlar aynı mahallenin çocuklarıydılar.
Daha küçücük yaşlarda tanışmışlardı. Bir lokma ekmeği ikiye böler, aynı bardaktan su içer, biri ağladığında diğeri de gözyaşı dökerdi. İnsanlar onlara isimleriyle değil, İki dost geliyor. diye seslenirdi.
Yıllar geçti...
Çocukluk büyüdü, omuzlarına hayatın yükü bindi. Ama dostlukları hiç değişmedi. Düğünlerde yan yana, cenazelerde omuz omuza, sevinçte de kederde de birbirlerinin ilk aradığı insan oldular.
Bir gün içlerinden biri şöyle demişti...
Bir gün benden önce gidersen, mezarına her bayram geleceğim. Eğer ben gidersem sen de beni unutma.
Diğeri gülümseyerek elini omzuna koymuştu.
Bizim dostluğumuzu ölüm bile ayıramaz...
Ama hayat bazen insanı düşmanıyla değil, gururuyla sınardı.
Önemsiz bir söz...
Yanlış anlaşılan bir cümle...
Araya giren insanlar...
Ve söylenmeyen gerçekler...
Bir anda iki dostun arasına koskoca bir sessizlik girdi...
Telefonlar sustu.
Kapılar çalınmadı.
Bayramlar geldi geçti.
Doğum günleri unutuldu.
İkisi de her gece birbirini düşündü.
İkisi de aramak istedi.
İkisi de İlk o arasın.dedi.
Oysa ikisi de aynı acıyı yaşıyordu.
Biri kahvesini içerken karşı sandalyeye bakıyor, Şimdi burada olsaydı...diyordu.
Diğeri eski fotoğrafları çıkarıp saatlerce bakıyor, sonra kimse görmesin diye sessizce çekmeceye kaldırıyordu.
Yıllar böyle geçti.
Saçlarına aklar düştü.
Yüzlerine çizgiler eklendi.
Ama içlerindeki özlem hiç eksilmedi.
Sonra bir sabah...
Telefon çaldı.
Karşıdan titreyen bir ses geldi.
Başın sağ olsun... Dostunu kaybettik.
O an dünya durdu.
Elindeki telefon yere düştü.
Nefesi kesildi.
Hayır... Olmaz... Daha konuşacaktık... Daha barışacaktık...
Koşarak hastaneye gitti.
Ama beyaz çarşafın altında artık sadece cansız bedeni vardı.
Titreyen elleriyle yüzünü açtı.
Yıllardır görmediği dostunun yüzü, sanki birazdan gözlerini açıp gülümseyecek gibiydi.
Elini tuttu.
Buz gibiydi...
İlk kez, yıllardır söyleyemediği kelimeler döküldü dudaklarından.
Affet beni kardeşim...
Bir telefon açamadım...
Bir adım atamadım...
Meğer gururum, dostluğumuzdan daha değersizmiş.
Ne olur bir kez gözlerini aç...
Bana kız...
Bağır...
Ama ne olur susma...
Odada sadece sessizlik vardı.
Cevap veren olmadı.
Cenaze günü omzunda tabutunu taşıdı.
Her adımında yüreği biraz daha parçalandı.
Toprak atılırken elleri titredi.
Kürekten dökülen her avuç toprak, sanki kendi kalbine düşüyordu.
İnsanlar yavaş yavaş mezarlıktan ayrıldı.
Ama o gitmedi.
Akşam oldu...
Güneş battı...
Mezarın başına oturdu.
Toprağı okşadı.
Sessizce konuşmaya başladı.
Hatırlıyor musun?
Çocukken birbirimize Ömür boyu ayrılmayacağız. demiştik.
Sen sözünü tuttun...
Ben tutamadım.
Çünkü seni yaşarken kaybettim.
Şimdi ne anlatsam geç.
Ne ağlasam faydası var.
Ne de Keşke dememin...
Gözlerinden süzülen yaşlar toprağa damladı.
O gece sabaha kadar mezarın başından ayrılmadı.
Ve giderken sadece bir cümle bıraktı...
İnsan bazen dostunu ölüm alınca değil... Gururu yüzünden kaybedince yetim kalıyormuş.
O günden sonra ne zaman iki dostun kahkahasını duysa başını öne eğdi.
Çünkü biliyordu...
Söylenmeyen bir Özür dilerim, bazen ömür boyu taşınan bir vicdan yüküne dönüşür.
Eğer bugün kırgın olduğunuz bir dostunuz varsa, beklemeyin.
Belki yarın vardır diye düşündüğünüz insan, yarın sadece bir mezar taşı olur.
Ve o taşın başında dökülen gözyaşları, söylenmeyen tek bir cümlenin yerini asla doldurmaz...
AYGÜL ZADE
5.0
100% (11)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.