0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
86
Okunma

"İnsan çoğu zaman kendisini özgür zanneder.
Oysa gerçek özgürlük, istediğini yapabilmek değil; kendisini yöneten görünmez zincirleri fark edebilmektir. Çünkü esaret her zaman demirden yapılmaz. Bazen yıllardır terk edemediğin bir alışkanlık olur; iradeni yavaş yavaş senden çalar. Başlangıçta küçük görünen bir tekrar, zamanla karaktere; karakter ise kadere dönüşür. İnsan artık alışkanlıklarını yönetmez, alışkanlıkları insanı yönetmeye başlar.
Bazen esaretin adı alkıştır. İnsan, başkalarının takdirini kazanmaya öylesine bağımlı hâle gelir ki kendi hakikatini kaybetmeye başlar. Doğru olduğu için değil, beğenileceği için konuşur; hakikati söylemek yerine alkış alacak cümleler kurar. Böylece vicdanın sesi yavaşça kısılır, kalabalığın sesi ise en yüksek otorite hâline gelir. Oysa alkış geçicidir; hakikat ise kalıcıdır. Bugün seni göklere çıkaran kalabalık, yarın aynı hızla sırtını dönebilir. Alkışa bağımlı bir kalp, insanların eline teslim edilmiş bir irade demektir.
Bazen de esaretin adı korkudur. Kaybetme korkusu, yalnız kalma korkusu, eleştirilme korkusu, başarısız olma korkusu… Korku büyüdükçe insanın ufku küçülür. Yapabileceklerini değil, yapamayacaklarını düşünmeye başlar. Sonunda zincir takmasına gerek kalmadan kendi hapishanesinin gardiyanı olur. Çünkü korkunun en büyük başarısı, insanı durdurması değil; ona durmayı güvenli göstermesidir.
Hakikat ise insana başka bir yol gösterir. Alışkanlıkların yerine şuuru, alkışın yerine ihlâsı, korkunun yerine tevekkülü koymayı öğretir. İnsan ancak Rabbine kul olduğunda, başka hiçbir şeye kul olmak zorunda kalmaz. Kalbini insanların övgüsünden, nefsinin alışkanlıklarından ve korkularının gölgesinden kurtarabildiği ölçüde gerçek özgürlüğe yaklaşır.
Belki de insanın en büyük kurtuluşu, dışındaki zincirleri kırmak değil; içindeki görünmez zincirleri fark edip onları çözebilmektir. Çünkü gerçek hürriyet, bedenin değil; kalbin esaretten kurtulduğu yerde başlar."
ALINTI
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.