3
Yorum
6
Beğeni
0,0
Puan
177
Okunma
Peki şimdi ne yapacağız?
Ali Osman.. herşeyin En’i! Fakültenin en yakışıklısı, en çalışkanı, en dürüstü, en güzel insanı vs.. açık söylüyorum, hayatta hiç kimseyi kıskanmadım ama bir tek ona çok imrenirdim. Çünkü o hangi koşul altında olursa olsun muhakkak bir çıkış yolu bulurdu.
Bir sigara yaktı. Uzun bir nefes çekip o ilk dumanı saldıktan sonra..
kardeşim
yoldaşım
-dava arkadaşım
bir kadını sevmedik ki ölene kadar dert çekelim!
Yerinden kalktı, onu takip ettim.
İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi son sınıf öğrencileriyiz. O güne kadar çok eylem yapmıştık. 25 kuruştan 50 kuruşa zamlanan yemekhane fiyatlarının geri çekilmesi, güvenlik sebebiyle ayrılan Fen-Edebiyat’ın tekrar birleştirilerek aradaki duvarın yıktırılması, bahçeye bir spor sahası ve kütüphane yaptırılması vs..
Profesörler ve akademisyenler dahil hatrı sayılır bir saygınlığımız oluşmuştu. Sosyal kişiliğimiz ve biraz da kılık kıyafetimiz bizi diğer öğrencilerden ayırıyordu. Kantine girdiğimizde bir masayı hemen bize ayırırlardı.
Sosyalist, komünist, ataist, devrimci vs. yakıştırmaların yanında herkes bizi bir guruba dahil etmeye çalışırken biz yakın arkadaş ortamımızda kendimizi üç kelimeyle tanımlıyorduk.
"Atatürkçü, deist, antiemperyalist"
O sene mezun olacaktık. Başımıza bir iş gelmeden artık sessiz sedasız okulu bitirmeyi düşünüyorduk. Oysa o gün bizi büyük bir sınav bekliyordu. Okulun dış kapısında bir bankta otururken henüz birinci sınıftan bir kız öğrenci yanımıza geldi.
- Yardımınıza ihtiyacım var!
Kızı "buyur" ettikten sonra "nedir mesele" diye sorduk. Söylediklerini aynen aktarıyorum.
- Biz başörtülü öğrenciler kapıdan içeriye girerken başörtümüzü çıkarıp peruk takmak zorunda bırakılıyoruz. Bunu protesto için yarın cuma namazı çıkışı Beyazıt’da bir eylem yapmak istiyoruz. Eylemin ses getirmesi için size ihtiyacımız var. Bizi burda kimse ciddiye almaz.
Ali Osmanla göz göze geldik. Ondan önce ben konuştum.
- Sen bizim kim olduğumuzu biliyor musun! Biz seninle aynı inancı bile taşımıyoruz.
Kızcağız kendinden emindi.
- Ben sizi çok iyi biliyorum. Siz aynı inancı taşımasanız dahi mağdurun yanında durabilecek karakterde insanlarsınız.
Israr ettim.
- Bak kardeşim. Şurda final sınavlarımız kaldı, ondan sonra biz zaten mezun oluyoruz. Siz kendi işinizi kendiniz halledin.
Ali Osman sessizce bizi dinliyordu. Oysa kızcağız o son darbesini de vuracaktı.
- Demek mezun oluyorsunuz diye artık karışmayacaksınız hiçbir haksızlığa. Ne oldu sizin devrimciliğiniz. Mezun olana kadar mıydı! Burdan çıkıp yeni hayatlarınıza başladığınızda siz de modern kölelere mi döneceksiniz.
Kızcağız yanımızdan uzaklaşmadan son bir hamleyle yine son sözünü söyleyecekti.
Çantasından çıkardığı peruğu masaya bıraktı. "Bu artık bana lazım değil, gerisi sizin şerefinize kalmış" diyerek yanımızdan uzaklaştı.
Elimde bir perukla Ali Osmanla başbaşa kalmıştım.
- Peki şimdi ne yapacağız?
Ali Osman bir sigara yaktı. Uzun bir nefes çekip o ilk dumanı saldıktan sonra..
kardeşim
yoldaşım
-dava arkadaşım
bir kadını sevmedik ki ölene kadar dert çekelim!
Yerinden kalktı, onu takip ettim.
Rektörün karşısındayız!
Ali Osman durumu anlatıyordu ya ben zaten çarenin burda olmadığına emindim. Oysa o harekete geçmeden önce son ihtarını yapıyormuş. Bunu konuşmanın bitiminde anlayacaktım.
- Beni bugüne kadar çok yordunuz ama seni severim Ali Osman. O yanındakiyle beraber mezun olup gidin bu sene. Notunuz yetmiyorsa onu hallederiz ama bana böyle abuk sabuk taleplerle gelmeyin. Bu konular sizi de beni de aşar. Emir büyük yerden!
Ali Osman gülümsedi.
- Ben sizin bu meseleyi halledemeyeceğinizi zaten biliyorum. Yarın yanımızda mı karşımızda mı olacaksınız onu öğrenmeye geldim!
Dışarıda bir sigara daha yaktık. O en ciddi anlarda Ali Osman beni yine gülümsetecekti.
- Cuma namazı kaç rekattı? Yarın rezil olmayalım oralarda!
- O kolay da ben abdest konusuna pek hakim değilim..
(Gülüştük)
Allah (cc) günah yazmasın, abdestimizi alıp namazı birilerini takip ederek de olsa kıldık. Cami çıkışına geldikten üç beş dakika sonra ortalama sayımız belli olacaktı. Dünden beri tahmini bin kişiye ulaşmıştık. En az beşyüz öğrenci bekliyorduk.
Duyumlarıma göre Ali Osman’ın bir selamıyla İstanbul’un çeşitli üniversitelerinden birleşen bir topluluk da Bâb-ı Âli’ye ulaşmıştı. Onlar da sloganlarla Cağaloğlu’dan, arka giriş kapısından geliyorlardı. Beyazit inlemeye başlıyordu.
Az sonra meydanda sayımız beşbini aşacaktı.
Öğrenciler ve ilk defa onlara destek veren aileleri, eş, dost, akraba vs.. ile gelecekti. Bu defa iş öğrenciden çok memleket meselesine dönüşecekti. Bu büyük onur hepimizin olacaktı.
Kürsüye çıkmakta zorlanan Ali Osman’ın karşısında bir polis memuru duracak, o da "benim de anam bacım var, yolun açık olsun" diyerek ona yol verecekti.
O gün orada Beyazıt Meydanı yine o en değerli misafirini ağırlıyordu..
Çınnnn!
Ali Osman kürsüde konuşmasını yaparken kahpe bir kurşunla vurulup öldürülecekti. O güzel insanı sol diz kapağımdaki o madalyayla beraber bir ömür boyu kalbimde taşıyacaktım.
Her ne kadar biz o gün orada bir işi yarım bırakmak suretiyle ertelemiş olsak da o gün Bâb-ı Âli’ye paraşütle düşenler (yani bu asil millet) yıllar sonra da olsa gerekeni yapacak ve o yarım kalan meseleyi tamamlayacaktı.
- Nagehan!
- Buyur ağabey?
- Hani biz şimdi tam olarak inançlı sayılmıyoruz ya.. sence bizim Ali Osman şehid sayılır mı?
Nagehan eğilip mezardan bir toprak aldı ve uzun uzun koklamaya başladı. Bana uzattı..
Toprak cennet kokuyordu!
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.