1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
175
Okunma
Ben Ankara doğumluyum. Biz dört kız kardeşiz. Babam ve annem bizlerin üzerine çok düşerdi fakat annemle babamın kavgaları hiç bitmezdi. Aslında babam annemi çok seviyordu ama anlaşmazlıkları da çok fazlaydı. Anlayacağınız çocukluğumuz bir tarafı güzel, bir tarafı buruk geçti.
​Gençlik çağımda, henüz 15 yaşındayken aynı mahalleden bir delikanlıya aşık oldum. 4 yıl flörtleştik. Tabii şimdikiler gibi gezip tozma yok; bakışmalar, mektuplaşmalar ve bakkala çıkınca 1 dakikalık konuşmalar... Bu şekilde 4 yıl geçti. Daha sonra askerlik zamanı geldi. Askere gitmeden önce nişanlandık. 18 ay asker yolu bekledim. Tabii bu arada 3-4 defa sürpriz yapıp gelirdi.
​Askerlik macerası bitti, evlilik hazırlıkları başladı. 13 Temmuz 1996’da evlendik. 1997’de bir oğlumuz oldu. Oğlum henüz 7 aylıkken Kuşadası’na taşındık ve zamanla bizim de kavgalarımız çoğaldı. Öyle böyle kavgalar değildi... Çocuğum o ortamda büyüdü, çok kötüydü. Şimdiki aklım olsaydı çocuğuma o günleri asla yaşatmazdım, hâlâ kendime çok kızıyorum. Birkaç kez ayrılmayı denedik ama olmadı.
​2005’e kadar böyle geçti. Sonra eşim ikinci çocuğu istedi. Ne kadar istemesem de o da oldu; iki oğlum oldu. Ama hiçbir şey değişmedi. Birkaç yıl sonra eşimin beni aldattığını öğrendim. Dünya başıma yıkıldı. Yine ayrılmaya kalktım; tövbeler, yeminler etti, ayrılmak istemedi. Ben de yine çaresizce inandım.
​İnandım çünkü arkamda duracak bir güç hissetmiyordum. Çocuklarım küçüktü, "Yuvam dağılmasın, çocuklarım babasız büyümesin" düşüncesi elimi kolumu bağlıyordu. Kendi çocukluğumda yaşadığım o burukluğu onlara yaşatmamak için sustum, yuttum, yeminlerine tutunmak istedim. Ama kalbimin içi bir kere kırılmıştı ve hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
​Eşimin verdiği sözler, edilen tövbeler geçen zamanla birlikte yerini yine aynı soğukluğa, aynı kopukluğa bıraktı. Güven bir kere zedelendi mi, insan aynı evde iki yabancı gibi yaşamaya başlıyor. Her gün yüzüne baktığım ama içimdeki inancı kaybettiğim bir hayatın içinde buldum kendimi. Yaşadığım her şeyi, çektiğim her acıyı sineye çektim ama ruhen tükenmiştim.
​Zaman su gibi akıp geçti; çocuklarım büyüdü, delikanlı oldu. Onların gelişimi ve geleceği için kendi hayatımdan, gençliğimden, hayallerimden hep feragat ettim. Yıllar sonra geriye dönüp baktığımda; çocukluğundan beri huzuru arayan ama her defasında kendini yeni bir mücadelenin içinde bulan o genç kızı görüyorum.
​Bugün hâlâ evliliğim devam ediyor. Yaklaşık 5 yıldır öyle eski büyük kavgalarımız yok. Ama bunun sebebi suların durulması değil, benim tamamen kendimi geriye çekmiş olmam. Artık ondan hiçbir beklentim yok; ne bir ilgi, ne bir çaba, ne de bir sevgi gösterisi bekliyorum. Ben vazgeçtikten, içimdeki o heyecan ve inanç bittikten sonra bu sefer o benim üzerime düşmeye başladı. Ama ne yazık ki zamanında verilmeyen değerin, zamanı geçtikten sonra gösterilen ilginin benim gözümde artık hiçbir kıymeti yok. Kalbim soğuduktan sonra gelen çabanın insana hiçbir hükmü kalmıyormuş, bunu da acı bir şekilde öğrenmiş oldum.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.