11
Yorum
21
Beğeni
5,0
Puan
278
Okunma
İnsan, gözlerini bu dünyaya açtığı ilk andan itibaren görünmez bir yolculuğun yolcusudur. Önce çocuk olur; masumiyetin kokusunu taşır. Sonra gençliğin heyecanına kapılır, hayaller kurar, yarınları sonsuz sanır. Ardından olgunluk gelir, omuzlara sorumluluklar yüklenir. Derken saçlara ak düşer, eller titremeye başlar ve insan, farkında olmadan yönünü toprağa çevirmiş olur. Çünkü nasıl ki topraktan yaratıldıysak, yine toprağa döneceğimiz de Rabbimizin değişmez hükmüdür.
Âşık Şenlik’in söylediği gibi: "Dünya kimseye kalmaz." Ne gelen kalmıştır ne de giden geri dönmüştür. Kanuni Sultan Süleyman’ın o ibretlik sözü de kulaklarımızda yankılanır: "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi; olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi." Demek ki ne makam, ne servet, ne şöhret... İnsana gerçekten ait olan, yalnızca Rabbine götüreceği amelleridir.
Bu satırları kaleme alırken yüreğim hâlâ tarifsiz bir acının ağırlığını taşıyor. Çok değil, kısa bir zaman önce gencecik yeğenimizi toprağa emanet ettik. Hâlâ onun ardından kurulan sessizlikte kayboluyor, bazen bir fotoğrafına bakıp bazen de bir hatırasına tutunarak yaşamaya çalışıyoruz. Gençliğinin en güzel çağında, daha hayata doyamadan, umutlarını tamamlayamadan, kara toprağın bağrına girdi. Geride ise gözyaşlarıyla dolu bir aile, dinmeyen özlemler ve her köşesi hatıra kokan bir hayat bıraktı.
İnsan böyle zamanlarda ölümün ne kadar yakın olduğunu daha derinden hissediyor. Dün beraber yürüdüğün bir insanın bugün mezarı başında dua ediyor olmak, dünyanın bütün ihtişamını bir anda anlamsız hâle getiriyor. Gerçekten de Rabbimizin buyurduğu gibi: "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn." Biz Allah’a aidiz ve sonunda yine O’na döneceğiz.
Büyüklerimiz boşuna söylememiştir: "Allah ölümün de sıralısını nasip etsin." Hiçbir anne babaya evlat acısı göstermesin, hiçbir yüreği böyle tarifsiz bir imtihanla sınamasın. Rabbim hepimize imanla yaşamayı, hayırlı bir ömür sürmeyi ve hayırlı bir sonla huzuruna varmayı nasip eylesin. Kimseyi elden ayaktan düşürmeden, kimseye muhtaç etmeden canını alsın.
Dünya fâni... Peki nerede şimdi Hz. Süleyman’ın ihtişamı? Nerede Karun’un hazineleri? Nerede dünyaya hükmeden hükümdarlar, ordular kuran sultanlar, saraylarda yaşayan padişahlar? Hepsi bugün aynı toprağın altında. Servetleri de saltanatları da arkalarında kaldı. Toprağa giderken yanlarında götürebildikleri tek şey, yaptıkları iyilikler ve işledikleri ameller oldu.
Bizler de aynı yolun yolcusuyuz. Bugün nefes alıyor olmamız, yarın da alacağımızın garantisi değildir. Öyleyse neden birbirimizi kırıyoruz? Neden üç günlük dünya için kalpler incitiyor, hırslarımızın peşinden koşuyor, fani olanı baki olana tercih ediyoruz? Oysa bu dünya, ebedî yurdumuz değil; sadece ahirete uzanan kısa bir misafirhanedir.
Ne mutlu ömrünü Kur’an-ı Kerim’in rehberliğinde geçirenlere... Ne mutlu Rabbinin emirlerine sımsıkı sarılıp, kul hakkından sakınanlara, gönül yapanlara, yetim başı okşayanlara, mazlumun yanında duranlara... Çünkü insanın ardından konuşulacak en güzel miras; bıraktığı mal değil, bıraktığı güzel ahlak ve hayır dualarıdır.
Bugün elimizde olan yarın olmayabilir. Bugün sevdiğimize sarılabiliyorken yarın yalnızca mezar taşına dokunabiliriz. Bunun için birbirimize sevgimizi söylemeyi, gönül almayı, affetmeyi ve helalleşmeyi ertelemeyelim. Zira ölümün ne yaşı vardır ne de vakti...
Evet... Dünya fâni... Geldik, biraz soluklandık, biraz sevindik, biraz ağladık ve sonunda yine toprağa döneceğiz. Rabbim bizlere bu kısa ömrü razı olduğu şekilde yaşamayı, imanla göçmeyi ve ardımızdan hayırla yâd edilmeyi nasip eylesin. Çünkü geriye kalan ne servet olacak ne makam... Geriye yalnızca güzel bir isim, samimi dualar ve Rabbimizin huzurunda yüzümüzü ak edecek salih ameller kalacaktır.
ALİ RIZA COŞKUN
5.0
100% (11)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.